Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

TELEFON

Rahmetli eşimin telefon zillerine karşı hastalık derecesinde büyük bir hassasiyeti vardı. Bir telefon çaldığında yerinden sıçrar, kalp atışları hızlanır ve yüzü şekil değiştirirdi. Bu nedenle beni arama ihtimali olanlara bunu anlatmış, o evdeyken beni aramamalarını rica etmiştim.
Daha sonra titreşimli telefonlar çıktı ama bu benim işime yaramadı çünkü sorun yalnız telefon zili değildi, birileri ile telefonla konuşmamı da istemiyordu. Gün içinde defalarca beni arar, telefonu meşgul bulduğunda da beni araması muhtemel kişilerin telefonlarını çaldırarak; kiminle konuştuğumu bulurdu. Bir gün kardeşimi yakalamış ve daha sonra yüz yüze geldiğinde de: “Ablanla ne konuşuyorsun saatlerce” diye sormuş, saatlerce dediği de 10 dakika. Kardeşimin de ters bir zamanına denk gelmiş herhalde ve “seni çekiştiriyorduk enişte” diye cevaplamış onu. Üç gün limoni gezdiler sonra unuttular olayı.
Herkes alıştı ve beni onun olduğu saatlerde aramaktan vazgeçtiler.
Arkadaşım Neşe bir kere bu yasağı unutarak; gece 9,30 da beni aradı ve tabi ilk görüşmelerinde eşim tarafından azarlandı. Kafa kızdır aldırmadı hatta geçmiş gün galiba özür bile diledi.
Bir anı da yeğenim Ayşe’den. Bir yaz günü, hep beraber mutfağın önündeki balkonda oturuyoruz. Ayşe telefonunu titreşime almış ve duyarım umudu ile yakındaki derin dondurucunun üstüne koymuş.
Dondurucunun üstü tırtıklı.
Çalması ile telefon dondurucunun tırtıkları üzerinde gezmeye ve çanhıraş sesler çıkarmaya başlamasın mı? Bu durum karşısında Ayşe telefonu bir an önce susturmak için yerinden bir fırladı ki ne fırlayış. Eniştesini ne kadar korkuttuğunu hayal bile edemezsiniz.

Eşim emekli olduktan sonra bu telefon yasağı tam güne çıktı. Bu değişikliğin sonunda çok önemli olan konuşmalar dışında herkesle irtibatım kesildi.
Bir gün kanser hastalığı son evresinde olan kayınbiraderim sabit telefondan aradı. Tam açmıştım ki eşim uzaktan kim arıyor, niçin arıyor, ne varmış gibi sorularla müdahale edince kayınbiraderim “yenge ver telefonu ağabeyime” dedi.
Verdim.
Başladı ağabeyine söylenmeye: “Bir altın kafes yaptın yengemi hapsettin oraya. O bunlara layık bir kadın mı?” Bir ayağı çukurda hasta kardeşinin bu sözlerine cevap veremedi tabi.
Böylece.
Böylece zaman içinde ben bütün çevremden soyutlandım. Yeni, yeni arkadaşlarımla diyalog kurmaya başladım. Yine de yanımda birisi olduğunda telefonumu sessize alıyorum.

Eşimin bu telefon hassasiyetini evde olmadığımız için açamadığımız sabit telefon yüzünden annesinin ölümünü uzun saatler sonra öğrenebilmesine bağladım ve anlayış gösterdim.

Ayla Aytuna Congar
21 05 2017





Bu haber 204 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar