Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

İLİM BAŞKA İRFAN BAŞKA-ÂLİM BAŞKA ARİF BAŞKA

Gerçekten ilim sahibi olan insanın irfan sahibi de olması her kula nasip olan bir şey değil. Ben buna şöyle diyorum:

“Bildiğini hazmetmek ya da hazmedememek.”

Dolayısıyla ilim sahibi her kişinin de arif olması mümkün değil. Daha önce de söylediğim gibi arif olabilmek için ilim sahibi olmak yetmiyor, bu ilimi hazmetmek de gerekiyor. Aynı zamanda irfan sahibi olmak için ilim sahibi olmak da şart değil.
Ben ne ilim sahibi insanlar tanırım irfandan yoksun, ne kara cahiller tanırım irfan sahibi.

Bir örnek vermek isterim.

Bir arkadaşım vardı, birkaç yıl önce kaybettik, nur içinde yatsın, okuma yazma bilmezdi ve o kadar irfan sahibi olduğu halde öğrenmek için hiç hevesi yoktu. Zaten hevesi olsaydı pek çok anne gibi çocukları öğrenirken öğrenirdi.
Neden hevesi olmadığına ve ben böyle zeki bir kadının nasıl okuma yazma öğrenmediğine çok şaşırıyordum. Kim bilir belki de onun irfan sahibi olması buradan geliyordu. Okuyup kafasını doldurmuyordu.
Çok düşünürdü.
Her konu üzerinde düşünür, düşüncelerini benimle paylaşırdı. Zaman, zaman ben bunu nasıl düşünemedim ya da bunu daha önce nasıl kimse düşünmedi diye şaşardım.

Okuma yazma bile bilmediği halde nasıl her konuda fikri olabiliyordu?

Her konuda düşünürdü ama daha çok ekonomi konusunda düşünürdü. Varlıklı insanlardı, kazançları iyiydi ama o daha fazla kazanabileceklerini düşünürdü. Bu konudaki düşünceleri bana anlatırdı ve bunlar bana çok mantıklı gelir; şaşkınlıkla dinlerdim.

Küçük keşifleri de vardı. İki pille çalışan bir mobil telefonun pilleri zayıflayınca, pilin birini değiştirip zayıf pili daha uzun zaman kullanıyor, zayıf pil bitince onu yeni bir pille değiştirip zayıf pille birlikte zayıf pil bitene kadar da kullanıyor ve bunu böyle devam ettiriyordu.

Hani pil ve ekonomi hayatında var olan şeylerdi de okuma-yazma bilmeden, okumadan nasıl psikolojiden ya da sosyolojiden anladığına, üzerlerinde fikir üretebildiğine şaşırırdım.

Ben ona: “Çarıklı erkân-ı harp” diyordum.
“Çarıklı erkân-ı harp” çok eski bir deyimdir, subayın en değerli olduğu zamanlarda söylenmiş bu gün unutulmuş ve yerine başka bir deyim konulamamıştır.
Erkan-ı harp Kurmay subay anlamına da gelir.
Çarıklı ise köylüyü işaret eder ve aynı zamanda eğitimsiz kişileri de ifade etmekte kullanılır.

Ben ne öğretmenler gördüm cetvelde 68 cm yi hemen bulamayan ya da insanın vücuduna mikrop lazım deyip streptokok la enfekte olmuş bir çocuğun bardağından su içmeyi öneren.

Ve ne Millet Vekilleri de gördüm.

Hayatınızda irfan sahibi kişilerle karşılaşmanız dileğiyle.

Ayla Aytuna Congar
25 12 2015


Bu haber 886 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar