Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

TERENİN MUCİZELERİ (Nedim Atilladan)

15 Şubat 2013 Cuma - Aksam.com.tr
Türkiye’nin hemen her bölgesinde yetişen terenin mucizeleri tıbbın yeni konusu. Portakaldan çok C vitamini, sütten çok kalsiyum içeren tere, kansere karşı da iyi bir savaşçı. İşte ‘tereciye tere satmadan’ şu bizim terenin mucizeleri...
Giritliler’in ot merakı meşhur… Giritli’nin huyunu bilen Anadolu köylüsünün, oğluna, “Tarladaki ineği bırak, sen önce Giritli’yi kov; inek daha az zarar verir” dediği fıkra da… Az bilinir ama bu fıkrada Giritli’nin cevabı da ilginçtir: “Her gördüğün suya dere, her gördüğün ota tere demekten vazgeçince, sen de seveceksin bu otları…”
Baştan söyleyelim; “Şu hastalığa bu ot iyi gelir” gibi tavsiyelere ve sosyal medya dedikodularına dikkatlice yaklaşılmalı; bilime saygıda kusur edilmemelidir. Ancak ‘tere’ otu farklıdır… Tere üzerine okuduğum güvenilir makalelerden sonra, öğrendiğim enteresan bilgileri sizlerle de paylaşmak istedim.
Tere, bulunduğumuz coğrafyada en çok bilinen, tanınan yabani ottur. Yemeği yapılmaz, salataya doğranır ama doğrusu yıkayıp yemektir. Memleketin her yerinde, özellikle de su kenarlarında yetişir. Üstelik her yerde de lezzeti bir başkadır. Erzurum yaylalarındaki dere kenarlarında rastladığım, acı mı acı, incecik terelerin tadı hâlâ damağımdadır. Diyebilirim ki daha lezzetlisini bir daha yemedim. (Yeri gelmişken, rokanın da acısı makbuldür) Gökova-Akyaka’da ‘Azmak’ kıyısındaki terelerin tadı bir başkadır; rakıya da pek yakışır.
MENDEL KANUNLARI’NA TERS!
Biz Fethiye’deki tere mi daha lezzetlidir, Kırklareli’ndeki mi, diye tartışırken; meğer bilim dünyasının da en çok kafasını meşgul eden otların başında geliyormuş tere… Geçenlerde bir haberin başlığı şöyleydi: “Tere otu, kalıtım bilimini altüst etti!” Aslında bu otun yararları, 2005 yılından beri birçok hekim tarafından çeşitli makalelere konu edilmiş. Yeni haberde ise, tere otunun, ‘Mendel Kanunları’nı nasıl hiçe saydığı anlatılıyor.
Dilim döndüğünce şöyle aktarayım, bu ot, acil durumlarda anne-babasından aldığı hatalı gen parçalarını, büyükanne ve büyükbabasına ait olan sağlıklı genlerle değiştirerek, kalıtım bilgisindeki temel kuralı altüst ediyormuş.
GELELİM FAYDALARINA…
Bu konuda yararlanabileceğimiz Türkçe’deki en iyi yayın, İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Narçin Palavan Ünsal’ın “Su teresi: Anti-kanser süper besin” başlıklı makalesi… Prof. Ünsal’ın, ‘American Journal of Clinical Nutrition’ adlı bilimsel dergide yayımlanan bir çalışmadan (2006) yola çıkarak aktardıklarına göre, günlük su teresi tüketimi DNA hasarını azaltıyor ve aynı zamanda serbest radikallerin sebep olduğu DNA hasarına karşı da hücrelere direnç kazandırıyor. Zaten bu makaleden sonra, ‘saf kaynak suyu’ ile yetiştirilen su teresi, ‘yüzyılın süper besini’ olarak değerlendirilmeye başlanıyor. (Demek ki, bizim Gökova’da ‘Azmak’ kenarından koparıp yediklerimiz en yararlı, en kıymetli olanmış.)
ISPANAKTAN ÇOK DEMİR VAR
Doğrusunu isterseniz, bazı tarihsel bilgilerden haberimiz vardı. Örneğin, tıp biliminin babası Hipokrat’ın, Bodrum’un karşısındaki İstanköy’de, hastalarını su teresiyle tedavi ettiği biliniyordu. Ancak su teresinin on beşten fazla vitamin ve mineral içerdiğini; 1 gram su teresinde, 1 gram ıspanaktan daha fazla demir, aynı şekilde 1 gram portakaldan daha fazla C vitamini ve sütten daha fazla kalsiyum içerdiğini yeni öğrendik.
Sözünü ettiğim bu araştırma, su teresi yiyerek kansere duyarlılığın azalması arasındaki ilişkiyi gösteren ilk çalışmaymış. Grubun 2006’da yayınladıkları makalelerinde, su teresinden yapılan deneme ilaçlarının, kanser hücrelerinin gelişmesi ve çoğalması, hasarı veya kanser hücrelerinin kontrol edilemeyen büyümesi ve kanser hücrelerinin yayılması yani metastazı üzerine olan olumlu etkilerini de ilk kez ortaya koymuş. Araştırma, içlerinde 30 sigara içenin de bulunduğu 30 sağlıklı erkek ve 30 sağlıklı kadında yürütülmüş. Her bireye 8 hafta süreyle her gün 85 gram taze (büyükçe bir kâse dolusu) su teresi yedirilmiş. En faydalı değişimler de sigara içenlerde saptanmış.
KANSERE ÇARE Mİ?
Projenin yürütücüsü Profesör Ian Rowland, bulgularının hassasiyetinin çok yüksek olduğunu vurguluyor. Popülasyon araştırmalarında, aynen su teresi gibi, ‘Cruciferae’ (Turpgiller) familyasına ait olan sebzelerin yenmesinin de birçok kanser türünde riski azalttığı belirlenmiş. Ancak bu araştırmalar, nedensel etkiler hakkında doğrudan bilgi vermiyormuş. Çünkü araştırmalar, kanser riskinin biyo-markerlarının, özellikle de DNA hasarının incelenmesi üzerine odaklanıyor.

Su teresiyle beslenmenin diğer yararlı sonuçları da şöyle:
l Lenfositlerdeki DNA hasarında kayda değer (yüzde 22,9 oranında) bir azalma.
l Kandaki trigliserit düzeyinde ortalama yüzde 10 azalma.
l Su teresindeki özel hardal yağının kayda değer bir anti-kanser özelliği de saptanmış…

Bu saatten sonra ne denir? Masanızdan tereyi eksik etmeyin…


Bu haber 1304 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar