Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

GAYYA KUYUSU (GAİA)

Şimdilerde 90’lı yıllarını yasamakta olan saygın bilim insanı olan İngiliz James Ephraim Lovelock meşhur “Gaia Kuramı”nda küresel ısınma karşısında insanoğlunun yeterince akıllı çözümler üretememesinden dolayı içinde bulunduğumuz yüzyıl sonlarına varmadan yeryüzündeki insan sayısının 1 milyarın altına ineceğini söylüyor.

Henüz bir kaç ay önce Dünya’nın nüfusu 7 milyarı geçtiği göz önüne alınır ve bu yüzyıl sonlarında 9 milyar gibi bir rakama ulaşılacağı varsayılırsa aşağı yukarı 50-60 yıl sonra her 9 kişiden 8’inin öleceği anlamına geliyor bu hipotez.

Kabul eder ya da etmezsiniz ama gerçek olan bir şey gezegenimizin sadece 4 derece ısınmasının önüne geçilememesinin çok ciddi sonuçlara yol açabileceği.
Buna benzer bir sıcaklık artışı son olarak 55 milyon yıl önce “Paleosen-Eosen Termal Maksimum” olayında yaşanmış. O sırada zaten sıcak olan Dünya’mız 5 veya 6 derece ısınınca, buzların eridiği kutup bölgelerinde ormanlar yetişmiş ve okyanus suları o kadar asidik hale gelmiş ki deniz canlıları kütlesel olarak ortadan kalkmış. Deniz seviyesi bugüne göre 80-100 metre yükselmiş ve güney Afrika’dan Avrupa’ya kadar olan bölge tümüyle çölleşmiş.

Bunca yıl sonra benzer bir ısınma ile karşı karşıyayız ve bilim insanları bu ortalama 4 derecelik artışa 2050 ila 2100 yılları arasında ulaşılacağını söylüyor.

Günümüzde Dünya nüfusunun yarısının yaşadığı 30 ve -30 derece enlemleri arasında kalan yerler bölge iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek, en riskli bölge.
İçme suyu sıkıntısı dünyanın her yerinde hissedilecek. Çin’de, güneybatı ABD’de, Orta Amerika’da, Güney Amerika’nın büyük bir kısmında ve Avustralya’da daha sıcak havalar, toprağın nemini buharlaştıracak ve kuraklık başlayacak. Dünya’da bugün var olan çöller daha da genişleyecek. Öyle ki Sahra çölü Orta Avrupa’ya kadar ilerleyecek.

Su baskınları, kuraklık, açlık, susuzluk nedeniyle dünyanın büyük bir kısmı yaşanamaz hale gelirken, Kanada, Sibirya, Grönland ve Antarktika’nın batı kıyıları gibi çok az bölge, insan türünün yaşamını sürdürebilmesine izin verecek. Çok büyük bir ihtimalle insan türü hayatta kalmak için çok büyük bir savaş verecek ve Dünya’da yaşam kâbusa dönüşecek.
Hayatta kalabilmek için insanların radikal kararlar alıp dünyada köklü bir düzen değişikliği yapması gerekiyor.

İnsan türünün devamını sağlamak için toplumların jeopolitik açıdan değil, kaynak dağılımı açısından dizaynını sağlamak öncelikli hedef olarak belirlenmiş durumda. “Her ülkenin yiyecek, su ve enerji bakımından kendi kendine yetmesi gerektiğine inanmanın bir yanılgı olduğu” düşünülüyor ve Dünya’yı daha farklı açısıyla değerlendirerek, kaynakların nerede bulunduğuna bakıp, popülasyonu, yiyecekleri ve enerjiyi, planlamamız gerekiyor.

Pakistan ve Mısır gibi dünyanın en kurak bölgelerinde pirinç gibi çok fazla su isteyen bitkilerin yetiştirilmesi insanoğlunun bugün içinde bulunduğu aymazlığa örnek olarak gösteriliyor.

Kuzey yarımkürede Kanada, Sibirya, İskandinavya ve Grönland’ın buzullardan temizlenen kısımları, güney yarıkürede ise Patagonya, Tasmanya, Avustralya’nın ve Yeni Zelanda’nın bir kısmı ile Antarktika’nın buzullardan arınmış batı kıyıları insan yaşamına uygun görünüyor.

Yeni kentlere enerji sağlamak için de “Afrika, Ortadoğu ve Güney ABD’yi kapsayacak şekilde geniş bir kuşak, güneş enerjisi üretim tesislerine ayrılması” gibi yaratıcı fikirler gerekiyor. Ürdün, Fas ve Libya’da ile birlikte Kuzey Afrika bandının Güneş enerjisi üretim alanları olarak tahsis edilmesi bir gereklilik olarak görülüyor. Nükleer, rüzgâr, hidro-enerji, jeotermal ve açık deniz rüzgâr jeneratörleri de devreye sokularak, karşilaşılması kaçınılmaz olan enerji krizinin çözülmesi öngörülüyor.

Günümüzde bütün bu çözümlerin önündeki en buyuk engelin ise ulusal-etnik kimliklere gore çizilmiş halihazırdaki sınırlar olduğu vurgulanıyor.

Son zamanlarda sık sık rasladığımız “İnsanoğlu olarak hayatta kalmamız her şeyden önemli.”, “Hayatta kalmamızın önündeki tek engel ulusal sınırlar ise bu konuda gerekli adımları atmalıyız” ifadesi hep bu öngörülerin üstü kapalı anlatımı.

Mikronezya’da artık tamamiyle sular altında kalmak üzere olan ada devleti Kiribati’nin Devlet Başkanı Anote Tong, “Bizim için artık çok geç. Halkımızı yavaş yavaş Avustralya ve Yeni Zelanda’ya taşıyoruz. Dünyanın diğer bölgelerinin de benzer bir akıbete maruz kalmasını engellemek için ulusal sınırları ortadan kaldırmak gibi sert tedbirler almalıyız” diyor.

Şimdi lütfen yazının başında Zeugma Müzesi’ndeki bir mozaikten alınan ve mitolojide tüm tanrıların anası olarak kabul edilen Gaia’ya ait olduğu sanılan resme dikkatlice bakın. Eski grekçede “yer” demek olan geo’nun aslı gaia (gaya - Türkçede kaya ile ayni kök)’dan geliyor. Grek mitolojisinde bereket, toprak, yeryüzü tanrıçası olarak anılıyor ve uranus ile evlenip titanları ve siklopları dogurduğu için çoğunlukla mother gaia –tabiat ana olarak ifade ediliyor. İşte bu yüzden Lovelock meşhur hipotezine ‘Gaia’ adını veriyor.

Tanrıça Gaia’nın Anadolu mitolojisindeki karşılığının Kibele (günümüzde Sibel) olduğu biliniyor. Anadolu’nun yerli ana tanrıçası Ku-bele Sümerce Dağ (Ku) ve Bele sözcüklerinden türetilmiş. Söylenceye gore diğer özelliklerinin yanı sıra dağdaki bir mağarada yaşar ve gayya kuyusunu beklermiş.

Gayya kuyusu bize çok uzak bir kavram değil. Cehennemin beşinci tabakasındaki çok korkunç bir kuyunun adı. İçine düşenin kolay kolay kurtulamıyacağı korkunç yer olarak biliniyor. Kuran’ın Meryem Sure’si 59.ayetinde “Sonra arkalarından bozuk bir güruh halef oldu, namazı zayi' ettiler ve şehvetleri ardına düştüler, bunlar da «gayya» yı boylıyacaklar” deniyor.


Ne dersiniz?

Kuresel ısınmanın fantastic dünyasıyla uğraşırken sadece 4 santigrad ısı artışının bizi Arap Baharı, ılımlı islam, seller, fırtınalar, kuraklık, susuzluk, petrol ve enerji krizi, küresel sermaye, ulusal sınırların unufak edilişi zinciriyle Gayya kuyusuna ittiğinin farkında mıyız? Ancak ne demişler: “Abyssus Abyssum Invocat'”. Yani Gayya Kuyusu, Gayya Kuyusu'nu çağırır.

Sözü Stratovarius’ın Mother Gaia isimli şarkı sözleri ile bitirelim:

the tears of pain I see in your eyes
how can we change for the better?

hate and greed`s getting stronger day by day
injustice rules the world
killing the lungs of the earth
how far are we prepared to go?

I have seen the light. It came into my life.
there´s no second chance. we should have learned by now.
but it´s not too late to change the course.
there´s so much more than this, mother gaia

Doç. Dr. Şeref Barut
serefbarut@yahoo.com


Bu haber 1059 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar