Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

3 KADIN-3 ERKEK 3 HAYATIN GERÇEK HİKAYESİ

Mahallemizden 19 yaşında bir oğlan, benden 4 yaş büyük, ortadan kayboldu. Duyduk ki: Kendisinden 35 yaş büyük bir İtalyan kadınla evlenmiş ve Alsancak’ta oturuyormuş.
Adına Tarık diyelim.
Tarık’ın çok mutlu olduğunu, Karısıyla Kültürpark’ta elele dolaştıklarını anlatıyordu görenler. Daha sonra ben de evlendim ve Alsancak’a taşındım. Tesadüfe bakın komşu olduk Tarık’la. Meğerse eşimin İlkokul arkadaşıymış. Tarık’ın karısı hamile kaldı ve yaşı biraz geçkin olduğu için, daha emniyetli geçirmesi için İtalya’da yaşadılar hamileliği boyunca.
Tarık çok zengindi, çalışmadan yaşayabilecek geliri var, bir rantiye.

Bebeği kucaklarında mutlu bir şekilde yurda döndüler doğumdan sonra.

Bir gün eşim günübirlik İstanbul’a gitti. O zamanlar Hava Yollarının otobüsleri hemen bizim caddenin köşesinden geçer, yolcuları dolmuş gibi toplardı. Bu nedenle eşim arabasını almaz, otobüsle giderdi Hava Alanına. Dönüşte, uçak İtalya bağlantılı olduğu için, İtalya gezisinden dönen Tarık’ın eşi de aynı uçaktaymış ve birlikte oturmuşlar. Tarık sevgili karısını Hava Alanından alırken eşimi de almış arabasına, birlikte gelmişler Alsancak’a.

O gece, hasret giderirlerken, Tarık’ın İtalyan eşi bir kalp krizi sonucu ölmüş. Eşim bir yabancı olarak onu en son gören kişiydi. Tabi çok üzüldük. Eşine de çok üzüldük ama asıl Tarık’a üzüldük. Karısının ölümü onu yıktı. Dağ gibi bir delikanlıydı, yakışıklı, uzun boylu iri, çiroz gibi oldu üzüntüden. Zaten kara yağızdı, simsiyah oldu, değişti, çirkinleşti. Bıyıkları bile bir başka türlü oldu, düştü sanki. Bebeğini arabasına koyar gezdirirdi, ona kendisi baktı, karısının yerine koydu zahir. Gördüğüm zaman içim acır konuşamazdım. Çeşme’ye taşındığımızdan beri bir kere gördüm Tarık’ı, artık pek çevresi ile ilgisi yok, varsa, yoksa kızı. Genç kız oldu.
Ne annesine ne de babasına benziyor.

SON

*****************************


Lise 2 de, meşhur 5-C sınıfında, daha sonra 5-C sınıfından da bahsedeceğim bir yazımda, bir Fizik Hocamız vardı. Annemiz yaşındaydı. Bize hiçbir şey öğretmedi o yıl, çoğu derslerimiz boş geçti raporlu olduğu için. Derse girse daha kötü, deli gibiydi. Dersin sonuna doğru sınıfın yarısını dışarı atardı. Önceleri karşı odadaki Müdür Muavinlerimiz bizi görür kızardı ama sonra bir terslik olduğunu anlayıp, sınıftan atılanlara bir oda tahsis ettiler, mevsim kış, bahçe soğuktu.
Hepimize 0 veriyordu. Ne yapacağımızı şaşırmıştık.

Bir gün yine okulumuzdan ama başka bir sınıftan bir arkadaşımızdan Fizik Hocamız hakkında bilgi edindik, Bayraklı’da aynı apartmanda oturuyorlarmış. Kendinden 35 yaş genç bir adamla evliymiş. Her gece o kadar büyük kavgalar ediyorlarmış ki: Kırmadık tabak kalmamış evde, artık şangırtı duymuyorlarmış. Böylece hocamızın çok mutsuz olduğunu bu yüzden öyle dellendiğini öğrendik ve ona karşı daha anlayışlı davrandık. O da bunun karşılığında yılsonunda Konferans salonunda bir yazılı sınav yaptı. Herkes kitaplarını yanına alabilir demişti salona giderken. Soruları verdi ve bizi bıraktı gitti. Biz de bütün soruların cevaplarını kitaptan yazdı.
Hepimizi yazılı kağıtlarına 10 not vererek geçirdi.
O yıl hiçbir şey öğrenemedik Fizik adına ama sınıfımızı geçtik.
Meğerse kocasından boşanmış, kurtulmuş dertlerinden.

Kısa bir süre sonra İzmir’e tayin olan bir Hakim akrabama ev arıyorduk. Kordonda bir daire olduğunu duyduk ve eşimle birlikte bakmaya gittik. Bir de ne göreyim? Evin erkeği, Fizik Hocamın eski kocası, ev sahibinin kocası değil mi? Üstelik o da eşimin İlkokul arkadaşı çıkmaz mı? Babasının eski mahallemizin kıyısında bir marangoz atölyesi varmış ve o da babası ile beraber çalışıyormuş.
Hayret ki:
Ne hayret!!!

Bu yaşanmış hikayelerin iki erkek kahramanı da eşimin İlkokul arkadaşı.

Evlerini tutmadık ama görüşmeye başladık. Hanım kocasını çok kıskandığı ve ben de bundan çok rahatsız olduğum için bu görüşmeyi devam ettirmedim. Bir zaman sonra marangozun 35 yaşında kalp krizi sonucu öldüğünü duyduk.

Ne dünya.
Kimin önce gideceği belli değil.

SON

*************************************


Üçüncü hikaye de benim bir erkek arkadaşıma ait.

Benim zamanımda bir okul vardı.
Adı YETO idi.
Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu.
Önemli üniversitelere davet edilemeyenlerin veya kazanamayanların son durağı. İzmir’in aşağı, yukarı benim yaşlarımdaki bütün iş adamları o okuldan mezundurlar.
Yedek Subay olabilmek için son çareydi.
Daha sonra akademi oldu, sonrada fakülte. İşletme ve İktisat Fakülteleri adı altında iki bölüme ayrılarak. Yeri bu günkü 9 Eylül Üniversitesi rektörlük binasıydı, Alsancak’taki, Vasıf Çınar Bulvarının köşesinde.

Orada okuyan arkadaşlarım vardı Kız Lisesinden. Onların sınıf arkadaşıydı Erdal. Ben olgun bir kadınla evleneceğim, sizin gibi şımarıkların kaprisini çekemem diyordu.
Evlendi de.
Dediği gibi olgun bir kadınla.

O tarihlerde bu kadar çok kafe ve restoran yoktu Alsancak'ta. Efes Oteli gidilecek sayılı yerlerden birisiydi, yeni yapılmıştı, başka da büyük otel yoktu İzmir’de. Bizim Erdal oraya gide, gele bir Alman kadınla tanışmış ve aşık olmuş ona, ne iş yaptığını söylemeyeceğim çünkü çok tanıyan olur.

Hayatta olan kişileri afişe etmekten hoşlanmıyorum, her ne kadar doğruları yazsam da.

İşte o kadınla evlendi arkadaşımız. Onun evlendiği kadın da ne tesadüf ki: Kendisinden 35 yaş büyük. Karşımdaki apartmanda oturuyorlardı Alsancak’ta. Çok mutluydular. Balkonda el ele otururlar, aynı tabaktan yerlerdi, bu kadar severlerdi birbirlerini, tabakları bile birdi.
Uzun yıllar sonra ayrıldılar.
İnanamadık.
Alman kadın Erdal’ı azat ettiğini söyledi, hala yarım, yamalak konuştuğu Türkçesi ile bir gün. Erdal hemen genç bir kadınla evlendi. Onun yaşına uygun yaştaki kadınların doğurma yaşları geçmişti.
Bir çocuğu oldu.
Bu arada aynı apartmanda, karşılıklı dairelerde oturuyorlardı eski karısıyla. Çocuklarına o baktı, kendi çocuğu gibi sevdi. Çocuk şu anda delikanlı oldu. Birlikte görüyorum onları.
Ne sevgiymiş, ne aşkmış!!!

Bu hikayenin kahramanlarının hepsi hayatta ve aynı yerde oturuyorlar, birbirlerine komşular ve tanışıyorlar.

SON

Ayla Aytuna Congar
28 08 2009


Bu haber 2084 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar