Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

ADI NİHAVENT, BİR BAR KIZI VARDI ARKADAŞIM.

Öğrenciliğim sırasına bir kız arkadaşım vardı, adı:
Nihavent’di.
Barda çalışırdı, bugünün adıyla pavyon.
Karşı komşumuzdu.
Evlerinin tavanı ve tabanı topraktı. O devirde bir saray yavrusuyla, toprak damlı bir ev komşu olurdu ve komşuluk ederlerdi.

Babası Nihavent’i bara sattığı parayla evin damını kiremit yaptırmıştı.
Çirkin bakışlı bir adamdı.
Annesi de öyle.

Arkadaşlığımızı hiç hoş karşılamazlardı. Kızlarını gözünü açıp, yollarından döndürürüm diye. Geride bir sermaye daha vardı. Ben Kız Lisesi’nin lisesinde okurken, o orta kısma giderdi.
Adı Saba idi.
Ablasını aksine kumral yeşil gözlüydü. Annesinin yanında çalıştığı bir Amerikalıdan bulduğu söylenirdi mahallede, günahları boyunlarında. Ben hiç dillendirmedim bunu, bu gün hikaye edinceye kadar. Adlarda gizli zaten, bu günkü ruh halime göre taktım Nihavent ile Saba adını onlara.

Saba da ablası Nihavent gibi çok güzel bir kızdı.

Aynı troleybüsle giderdik okula, okul servisi troleybüs.

Servisimize bazen Hava Harp Okulu Öğrencileri binerdi yanlışlıkla. Pek yanlışlıkla sayılmazdı ya öyle olsun.
Bir tarafta bizim şoförün hinliği, durakta gördü mü birini hemen önünde durup, kapıyı açardı.

Neden binmesin?

Diğer tarafta o durakta ne aradıkları. Belliydi ne aradıkları, çok aşklar yeşermiştir o duraklarda, evlilikle de son bulanları çok oldu.

Arkadaşım Aydan’ı öğrenciler kesmedi, hocalardan birisiyle evlendi. İki güzel çocuktan sonra anlaşamadılar, ayrıldılar ama Aydan onu kanser olup, yatağa düşünce, ömrünün sonuna kadar baktı.

İşte İzmirli Kız olmak budur.

Yoksa Siminya Su’nun dediği gibi sadece güzellik değil İzmirli Kızları fenomen haline getiren.

Havasından mı yoksa Aziz Kocaoğlunu arsenikli suyunda mı bilinmez?

Erkekler aptal mı bunu görmesin.

Amerika’nın verdiği metal yorgunu uçaklarda bu yakışıklı gençlerin çoğu şehit oldu.

Pilottular.

Arkadaşlarımız dul kaldılar.

O küçük jetler saatte ortalama 1852 liralık benzin yakarmış, uçak benzini, beyaz benzin, fazla eğitim yapamazlardı bu yüzden. Bu ve bunun gibi birçok bilgiyi okulumuza gelip bize küçük bir konferans veren pilot teğmen bir kızdan öğrendim.

Kıvırcık sarı saçlı, mavi gözlüydü, uzun boyluydu.
Çok güzel ve sevimliydi.

Hani oğlanlar da çok yakışıklıydı, güzel bakardı asker onlara kısacık hayatlarında yemek özlemleri olmasın bari diye güzel beslerdi, pırıl, pırıldı ciltleri bu yüzden, parlak oğlanlardı.

Çok üzgünüm yiten o güzel hayatlara, umutlara.

Nihavent ve Saba hiç ilgilenmezlerdi, Hava Harp Okulu öğrencileriyle çünkü ceplerindeki harçlığı ordu verirdi onlara, ancak kendilerine yetecek kadar. Kız arkadaşlarının troleybüs biletini almaya yeterdi ancak.

Babaları kızardı sonra.
Paralı olmalıydı onların erkek arkadaşları. Ona faydası olmalıydı, o çirkin bakışlı adama.

Nihavent bir süre barda çalıştıktan sonra uzaktan akrabam olan bir erkekle arkadaşlık etmeye başladı ve ondan bir kızı oldu. Artık evde oturuyordu. Kocam diye söz ediyordu ondan. Sözde kocası evliydi ama evliliği kağıt üzeride kalmıştı.Karısı ise bunu asla kabullenemiyor, vazgeçmiyordu ondan. Bu arada ben evlendim ve Alsancak’a taşındım. Uzaklaşınca soğudu arkadaşlığımız, eskisi kadar sık görüşemiyorduk, ancak ailemi ziyarete gittiğim zaman iki kelime edebiliyorduk.

Kızının babası Nihavent’e de bakıyordu, ailesine de.
Çok zengindi.
Ticari zekası sayesinde zengin oldu. İzmir’de kiralık Belediye tuvaletlerinin bile çoğunu o kiralamıştı.
Kağıt üzerindeydi bütün işleri.
Ancak avukatları bilirlerdi yerlerini.
Bir iş yeri kurar, kağıt üzerinde, adamları tarafından güvenirliği araştırılmış, işi bilen birisine teslim eder, unuturdu. Kazanç bankadaki hesabına aktarıldı.
Ya çalarsa derdik.
Çalmazsa bu iş yürümez ki derdi. Eğer çok çalarsa para kazandırmayan o iş yerini kapatırım, işsiz kalır derdi.

Değişik bir iş felsefesi.

Başka uygulayan var mı bilmiyorum.
Bu yolla çok büyük paralar kazandı ve çok büyük yatırımlar yaptı. Yatırımlarının yanı sıra çok da hayır işi yaptı.

Okullar, camiler gibi.

İşte o adam genç yaşta öldü. Öldü ama Nihavent’e ve kızına da karısından olan iki kızı kadar mal varlığı bıraktı.

Nihavent bu gün kocasından ayrılan kızıyla birlikte eski mahallemizde güzel bir apartman dairesinde oturuyor.

Saba’ya gelince. 18 yaşında babası onu da bara sattı.
Lise mezunu bir bar kızı.
Çok güzel.
Çekik yeşil gözlü, kumral saçlı, gösterişli.

Saba barda çok kısa bir süre çalıştı. Yakışıklı ve zengin bir Adanalı buldu ve ilk kez onunla birlikte olarak bir kız çocuk doğurdu. Babası bu iş için de para almış, günahı boynuna, mahallede öyle konuşuluyordu.

Adanalı evlerini yeniledi. Sık, sık İzmir’e geliyor, ikinci karısını ve kızını görüyordu. Bir süre sonra hasretlerine dayanamayarak, onları Adana’ya götürdü. İkinci hanım olarak da olsa çok güzel bir hayatı oldu Saba’nın ve halen Adana’da yaşıyor.

Bu anlattıklarım 40 yıl önceydi.

Ayla Aytuna Congar
16 08 2009


Bu haber 1994 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar