Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

BİR FUTBOL FANATİĞİNİN HAYAT HİKAYESİ ( Üçüncü Bölüm)

Üçüncü Bölüm:

Genç adam çok mutluydu.
Çocuklarına kavuşacaktı.
Bir kaç hafta sonra ülkesine gidecek, çocuklarını alıp, işinin merkezinin bulunduğu bu yeşil ülkeye getirecekti. Onları ormanlarda gezdirecek, kent merkezine götürüp iş yerini gösterecek, yerli halkla tanıştıracaktı. Çocuklarıyla çok güzel günler geçireceğini düşlüyordu.

Ülke içinde bir takım politik ayrılıklar vardı ve komşu ülkeyle sınır savaşı yapıyorlardı ama yabancılara iyi davranıyorlardı.
Ülke çok fakirdi.
Bütün gelirleri turistlerden ve vahşi hayvan ihracatından gelen paraydı. Bindikleri dalı kesmezlerdi.
Onu orada herkes tanır, severdi.
Dillerini biliyordu ve onlarla çeşitli konularda sohbet ederdi.
Ülke sorunlarını ondan iyi bilen bir yabancı daha yoktu.
Onlardan biri gibiydi.
Onlara bütün bildiklerini öğretmiş, pek çok konuda yardımcı olmuştu. Bu nedenle bu karışık ülkeye çocuklarını getirmekten korkmuyordu. Son bir alım daha yapacak, sonra ülkesine çocuklarını almaya gidecekti.

Ertesi gün yola çıkacağı için o akşam erkenden yattı. Sabah kalktığında canı biraz sıkkındı. Nedensiz bir sıkıntı hissediyordu içinde. Kötü bir şeyler olacakmış gibi geliyordu.
Ne olabilirdi ki?
Her zamanki gibi işini yapacaktı.
“Her halde heyecandan gece iyi uyuyamadığım için böyle hissediyorum” diye düşündü.
İçindeki sesi dinlemenin zamanı değildi.
Uçağının kalkmasına bir saat vardı.
Hemen yola çıkmazsa uçağı kaçırabilirdi.
İçindeki ses onu arada sırada dürtse bile; uçağa bindikten sonra biraz rahatlamıştı.
Uçak gideceği yere indiğinde: bir oh çekti. “Demek ki; uçağım kaza yapmayacakmış.” Diye mırıldandı kendi, kendine. Sıkıntısını uçağının kaza yapması ihtimaline bağlamıştı nedenini bulamayınca.

Yolculuğun en zor yanı şimdi başlıyordu. Otobüsle nehir kıyısındaki bir köye gidecek, oradan da salla yerli halkın yakaladıkları hayvanları barındırdıkları bir depoya geçecekti. Hayvan seçimi işinin en önemli parçasıydı ve o bunu iyi beceriyordu.
Müşterileri sattığı hayvanlardan çok memnundu.
Bir grup turistle birlikte otobüse bindi.
Yol bitmek bilmiyordu sanki.
İşini bir an önce bitirip, çocuklarının yanında olmak istiyordu. Otobüsteki yolcularla biraz sohbet etti, başı ağrıyan birisine ilaç verdi, kitap okudu. Yolculuklarda yanına her zaman okuyacağı bir şey alırdı. Bu gün kitap da okuyamıyordu sıkıntısından.
Vakit bir türlü geçmek bilmiyordu.
Yola çıkmalarının üzerinden iki saat geçmişti ki; otobüs bir grup gerilla tarafından durduruldu. Onu ve turistleri rehin aldılar. İstedikleri bazı şeyleri hükümete kabul ettirebilmek için bunu yapmışlardı. Hükümet ülkeye para getiren bu adamı ve turistleri feda edemez, istediklerini yerine getirir diye düşünüyorlardı. Otobüsü geri yolladılar ve otobüs şoförüyle isteklerini hükümete ulaştırdılar.
İsteklerini genç adam kağıda geçirdi.
O davalarında haklı olduklarına inanıyordu ve eskiden beri onların yanındaydı. Şimdi de farkında bile olmadan onlara katılmıştı. Onların davasının arkasında olmayı kendine borç bilmişti. Çünkü onlar haklıydı, çünkü onlar eziliyordu, çünkü onların insanca yaşamasına izin verilmiyordu.
Altı saat sonra otobüs geri geldi.
İstekleri kabul edilmemiş, haklarında vur emri çıkmıştı. Onlara yardım edenlere de suçlu muamelesi yapılacaktı. Kaçmaktan başka yapacak bir şeyleri kalmamıştı. Onlar katil değildi, turistleri serbest bırakarak kaçtılar. Genç adam da onlarla birlikte kaçtı.
Çünkü onun için de vur emri vardı.
Akşama doğru gerillaların kamp yerine vardılar.
Burası ulaşılması çok güç bir yerdi.
Yerli halk yardım ettiği için burada yakalanmaları zordu.

Onlar için yemek hazırlanmış, aydınlanmak için ateşler yakılmıştı. Çok yorgundu ve bitkindi. Ayakları dağ bayır tırmanmaktan yara olmuştu, her yeri ağrıyordu. Erkenden yattı ama uyuyamadı.
Çocuklarını düşünüyordu.
Onları bir daha kim bilir ne zaman görebilecekti?
Belki de hiç göremeyecekti.
Onlara verdiği sözü tutamamıştı.
“Belki de beni affetmezler, bir daha görmek istemezler” diye düşündü. “Neden yapmıştı bunu?”
Yaptıklarına kendisi bile inanamıyordu.
“Yardım ettiği bu insanlar kimdi?”
Onları daha önce hiç görmemişti bile.
Beyninin derinliklerinde bir ses duydu.

“Sen onlara çaresin, onlara yardım edeceksin, bu senin kaderinde yazılı.”
Birden rahatladı.
“Evet onlara yardım edeceğim.
Onlara çare olacağım.”
Artık çocuklarının kendinden nefret etmeyeceğini de biliyordu, onunla övüneceklerini de.
Hemen uykuya daldı.
Ertesi sabah uyandığında kendini kuş gibi hafif hissettiğini gördü. Ayaklarındaki yaralar bile acımıyordu artık. Kendini bu ezilmiş halka yardım etmek için hazır hissediyordu. Onlarla görüşmek istedi. Kabul ettiler ama önerilerine sıcak bakmadılar. Bir yabancının onların davasına hizmet edebileceğine inanmıyorlardı. Genç adam konuştukça; önerilerine akılları yattı.

“Daha ılımlı olmalıydılar, halkın büyük bir bölümünü arkalarına almalıydılar. Kaba kuvvet ve şiddet uyguladıkları sürece halk onları bir terör örgütü olarak görecek, onlardan korkacaktı.”

İlk önerisi buydu.

Kampta günler sakin geçiyordu. Genç adam onlara spor yaptırdı, futbol öğretti. Böylece sakinleşmelerini ve daha akılcı düşünmelerini sağladı. Vücutları spora çok yatkındı.
Futbol oyunu sanki onlar için icat edilmişti.
Kısa sürede çok iyi futbolcular yetiştirdi.
Onların başarılarına inanamıyordu. Kendisi o kadar çalışmış başarılı olamamıştı. Demek ki; yetenek olmayınca çalışmanın bu konuda pek anlamı yoktu. Nasıl yeteneği olmayan birisi ne kadar çalışırsa çalışsın, güzel resim yapamazsa, yeteneği olmayan birisi de futbolda başarılı olmazdı. Genç adam bu yetenekli insanlardan bir ülkeye yetecek kadar futbolcu yetiştirdi.

Futbolun yanı sıra bütün gerillalar birer fikir adamı oldular. Okuyorlar, düşünüyorlar, konuşuyorlardı. Doğru kararlar alıyor, doğru adımlar atıyorlardı. Hükümetle de araları eskisi gibi kötü değildi.

Aradan beş yıl geçti.
Gerilla grubu genç adamın önerileriyle halkın büyük çoğunluğunu arkasına aldı. Ilımlı yaklaşımlarıyla da hükümetten istediklerinin çoğu alabildiler ama hala yasa dışı bir örgüttüler.
Genç adam çocuklarını düşünüyordu.
Onları çok özlemişti.
Bu güne kadar onlardan hiç haber alamamıştı.
“Acaba ne yapıyorlardı?
Acaba kendisinin yaptıklarından haberleri var mıydı?” Bunu çok merak ediyordu.
“Haberleri varsa, yaptıklarını onaylıyorlar mıydı? Onu bir maceracı olarak mı görüyorlardı yoksa kahraman mı?” Artık canına tak etmişti, çocuklarına kavuşmak istiyordu.
Çocukluklarını görmemiş, hiç değilse delikanlılıklarında yanlarında olmak istiyordu.
Teslim olacak, affedilmesini isteyecekti.
Gerilla grubu bu düşüncesine karşı çıktı. Hepsi teslim olursa onu öldüreceklerini söylüyorlardı.

Genç adam bir yazı hazırladı.
Kendisinin teslim olacağını, affını istediğini yazmıştı öncelikle. İkinci isteğiyse: Gerillaların da affedilip, kendilerinden futbol takımları kurulmasıydı.


Bu haber 1585 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar