Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

BİR FUTBOL FANATİĞİNİN HAYAT HİKAYESİ (Dördüncü Bölüm)

Dördüncü Bölüm:

“Ülkeyi dünyaya tanıtmak için bundan güzel bir fırsat olamazdı.”

Mektubu büyük bir gazeteye gönderdiği gün zehirli bir yılan tarafından sokuldu. Hastane yoktu bulunduğu yerde, doktor da yoktu. Eczane bile yoktu. Yerli halk onu kendi yaptıkları ilaçlarla tedavi etmeye çalıştılar. Günlerce ateşler içinde yandı. Ölümden korkmuyordu ama tam çocuklarına kavuşmaya bu kadar yaklaşmışken ölmek, çok acıydı.
“Allah’ ım çocuklarıma kavuşmadan canımı alma” diye dua ediyordu. Sonra dört yıllığına ünlü bir futbolcu olması için dua ettiğini hatırlayarak; duasını değiştirdi.

“Allah’ım bana uzun ömür ver, çocuklarımla birlikte yaşayayım” diye dua etmeye başladı. Allah dualarını kabul etti, ilacını denk getirdi ve iyileşti.

İyileştiği gün ilk düşündüğü şey: Bu fakir ülkeye zengin ülkelerden ilaç ve hastane yardımı istemekti. Sonra kendi, kendine söylendi.

”Sen çocuklarının yanına dön, bırak o işi yetiştirdiklerin yapsın.”

Gazeteye gönderdiği yazı yayınlanmış, halktan çok destek bulmuştu. Hükümet genel af çıkardı, bütün gerillalar da aftan yararlandı. Yazıyı gönderdiği gazetenin binasında teslim olmasına karar verildi. Kararlaştırılan gün geldiğinde gazete binasında teslim olmaya hazırdı. Teslim töreninden önce elini, yüzünü yıkamak, kendine çeki, düzen vermek için lavaboya gitti.
Sanki aynada yüzünü ilk defa görüyordu.
Ne kadarda yaşlanmıştı.
Kendini tanıyamadı.
Otuz dört yaşında, yaşlı bir adam olmuştu.
“Ülkeme dönünce ilk işim estetik ameliyat olup, gençleşmek olacak” diye düşündü, yüksek sesle. Sonrada bunu düşündüğüne kahkahalarla güldü.

Törenin yapılacağı yerde yerini alınca büyük bir sürpriz karşıladı onu. Karısı ve iki oğlu bu defa işlerini sağlama bağlamak için onu almaya gelmişlerdi.
Kavuşmaları muhteşem oldu.
Çocuklar babalarını sıkı, sıkı tutuyorlardı. Yine kaybetmekten korkar gibiydiler. Affedildi ve özgürlüğüne kavuştu. Hemen o gün ülkelerine doğru yola çıktılar.

Ülkesine döndüğünde ortağını aramak istedi ama işleri yüz üstü bırakıp kaçmıştı, onun yüzüne nasıl bakacağını bilemiyordu. Onun aramasına gerek kalmadı. Ortağı arayıp, onu affettiğini, işleri tasfiye ettiğini söyledi. İkisinin de onları ömürlerinin sonuna kadar idare edecek paraları vardı.

Ortağı kitabını yazmış, bastırmıştı.
Çok iyi satıyordu.
--“Senin benden fazla yazacak şeyin var” dedi ona.
O gerilla olmamıştı, onu yılan sokmamış, aylarca ölümle pençeleşmemişti ama yine de yazacak çok şey bulmuştu. Ortağı ona da bir çiftlik almıştı. Çocukları olduğunu, okula gitmeleri gerektiğini bildiği için; ona aldığı çiftlik kente yakındı.
O çok akıllı ve düşünceli bir adamdı.
Genç adam onu karşısına çıkardığı için Allah’a teşekkür etti. Çok zor ve üzüntülü günler geçirmesine karşın; hayatını dolu, dolu yaşamıştı bu güne kadar. Bundan sonra o da bir kitap yazacak ve çocuklarıyla ilgilenecekti. Bu günkü düşüncesi buydu.
Yarın ne olur bilemiyordu.
Hayatı bu güne kadar sürprizlerle geçmişti.
Gerillaların ülkesinde artık hiç bir şey eskisi gibi değildi. Gerillalar affedildikten sonra gençlerinden futbol takımları kuruldu. İlk kurulan futbol takımına genç adamın adını verdiler. Futbol oynama yaşları geçenlerde hoca oldular.

Bir kısmı da kendini sağlık hizmetlerini bütün ülkeye yaymaya adadı. İlk yapılan hastaneye de genç adamın adını verdiler.
O onlar için o bir kahramandı.
Hep onu örnek aldılar.
Tarihe geçti, ders kitaplarına konu oldu.
Hiç bir çıkarı olmadığı halde, onlara yardım etmek için yıllarını vermişti.

Genç adam ülkesine döndüğü gün yine aynaya baktığında gazete binasındaki aynaya baktığında düşündüğü şeyi düşündü.
Çok yaşlı görünüyordu.
Yine “estetik ameliyat olmalıyım” diye düşündü ama bu defa gülmedi. “Neden olmasın?” dedi.
“Kaybettiği gençliğini geri alması fena mı olurdu?” Yabancı bir ülkede geçen, yaşanmamış yılların çizgilerini yüzünde görmezse kendini daha iyi hissedeceğini düşündü.
Çiftliğine yerleşti, çocuklarını yanına aldı. Çevresindekiler ona yeniden evlenmesini öneriyorlardı.
Bu konu üzerinde çok düşündü.
O uzun yıllar yalnız yaşamış, yalnızlığa alışmıştı. Bir başkasıyla aynı evi ve hayatını paylaşamayacağını hissediyordu.
“Evlilik defterini kapattığına karar verdi."
Bundan sonra çocuklarıyla ilgilenecek ve yaşadıklarını kaleme alacaktı.

Önce estetik ameliyat oldu. İyileşince de bilgisayarının başına geçti ve hayat hikayesini yazmaya başladı.

“Bir futbol fanatiğinin hayat hikayesi.” Kitabın adı bu olacaktı.
Futbolla ilgili bölüme başlaması biraz zor oldu. Hayatının bu en kötü devresini yeniden yaşamak, onun için fazlasıyla üzücüydü ama vazgeçmedi.

Oğulları futbola çok meraklıydılar.
İkisi de futbolcu olmak istiyordu.
--“Ben sizi çalıştırırım ama önce eğitiminiz gelmeli” dedi onlara. Oğlanlar hem üniversiteye devam ettiler, hem babalarıyla futbol çalıştılar. Büyük oğlu pek yetenekli değildi. Ona kendi başından geçenleri anlattı ve uygun bir dille:
--“Bu sevdadan vazgeç” dedi.
Mantıklı çocuktu.
Babasını dinledi ve kendini eğitimine verdi.

Küçük oğlu futbolda daha iyiydi.
Genç adam onunla ilgilenmeye devam etti.
Bir süre sonra çocuk:
--“Babacığım bana verdiğin emekleri boşa çıkaracağım için üzgünüm ama futbolcu olmanın bana göre bir iş olmadığını anladım.” dedi babasına. Babası kızmadı aksine “oğullarım kendilerini biliyorlar ve benim gibi hayal peşinde koşmuyorlar” diye düşünerek sevindi. Aklı başında çocuklara sahip olduğu için çok memnundu.

Kendini hatıralarını yazmaya daha fazla verdi. İki yıl içinde hatıraları kitap olmaya hazır hale geldi.
Kitabın basımı bir yıl sürdü.
Piyasaya çıktığı gün, kitapçıya gitti ve sanki başkasının kitabıymış gibi bir tane satın aldı.
Okumaya başladı.
Futbolla ilgili bölüm hala ona üzüntü veriyordu. Devamını sanki kendisi yaşamamış da bir başkasının hayat hikayesiymiş gibi büyük bir merakla okudu.

Kitabı bitirdiği gün hayatının on üç yılını yaşadığı o ülkeyi çok özlediğini fark etti.
“Oraya gitmeliyim” dedi kendi, kendine, “oraları yeniden görmeliyim.”
Bu arada eski karısı evlenmiş, oğulları kendilerine birer sevgili bulmuşlar ve zamanlarının çoğunu sevgilileriyle geçirmeye başlamışlar, babalarını pek aramıyorlardı. Biraz kırgındı ama “hayat bu” diye düşünüyor pek üzülmüyordu.
Sevgi hep ileriye gidiyordu.
Yarın evlenecekler, çocukları olacak, onları daha çok sevip, düşüneceklerdi.
Sonra da torunlarını.
Kitabının imza günlerini bitirdikten sonra, on üç yıl yaşadığı ülkeyi yeniden görmek üzere yola çıktı.
Orada pek çok tanıdığı vardı.
Onlarla buluşup, eski günleri anacaklarını, güzel zaman geçireceğini düşünüyordu. Hava alanından kente gelen otobüs, adının verildiği hastanenin önünden geçiyordu. İlk şaşkınlığını ve hayal kırıklığını orada yaşadı.
Hastanenin adı değişmişti.
Kente vardığında tanıdığı kişileri aradı, bulamadı. Ülkede bir darbe olmuş, hepsi bir yerlere dağılmıştı.
Adının verildiği stadyumu buldu.
Onun da adı değişmişti.
Onu unuttukları belli oluyordu.
Stadyumun içi insan doluydu.
Orada yaşıyormuş gibiydiler.
Ülkede büyük bir kuraklığın hüküm sürdüğünü, iç kesimlerde aç kalan halkın kente hücum ettiğini ve onların stadyuma yerleştirildiklerini öğrendi. Bir kaç saat sonra ülkenin çok kötü durumda olduğunu anladı.
Halk her gün yağmur duasına çıkıyordu.

Akşama kadar kentte dolaştı ve hava kararınca oteline döndü .
Otel bomboştu.
Lobide bir hayvan tacirinden başka kimse yoktu.
Pek konuşkan bir adam değildi.
İşlerinin iyi gitmediği belli oluyordu.
Ondan pek bilgi alamadı.
Erkenden odasına çıktı.
Odada suların akmadığını gördü.
Bilgi almak için resepsiyonu aradı ve günde bir saat su verilebildiğini öğrendi.
Ülkede turizm bitmişti.
Susuz bir ülkeye kim gelirdi?
Ertesi sabah ülkenin içerlerine doğru gitmeye, oraları görmeye karar vererek yattı.
Uzun süre uyuyamadı.
Çok heyecanlıydı, kalbi hızlı, hızlı atıyordu. Vahşi hayvan alımı için gittiği yerler sanki onu çağırıyordu. Bu ülkeyi ne kadar özlemiş olduğunu anladı.

Uykusuz bir gecenin sabahı erkenden kalkarak, yola çıktı. Bindiği otobüs çok pisti. “İnsanlar içmek için su bulamıyorlar, otobüsü yıkayacak suyu nereden bulacaklar” diye düşündü.
Öğlene doğru nehir kıyısına vardı.
Nehir kurumuş, yatağındaki toprak çatlamıştı.
Manzara çok acıklıydı.
Çok hüzünlendi.
“Allah benim dualarımı her zaman kabul etti, yağmur yağması için dua etmeliyim” diye düşündü.
Hava çok sıcaktı.

Üzerine yağmur damlalarının düştüğünü onu serinlettiğini hayal etti.

Birden çevresi gölgelendi.
Başını göğe doğru kaldırıp baktığında; küçük bir bulut gördü. İleride bir tepede insanlar yağmur duası yapıyorlardı. Onlara katılmak için yürümeye başladı. Gölge onunla birlikte yürüyordu sanki.
Hep gölgede gidiyordu.
Tepedeki insanlardan birisi onu gördü.
Tepesinde yürüyen bulutu da.
Yanındakilere de gösterdi.
Herkes yağmur duasını bırakıp onu izlemeye başladı.
Bulut onunla birlikte yürüyor, kendilerine doğru geliyordu. Adam yanlarına geldiğinde onun etrafını sardılar ve ona kim olduğunu sordular.
--“Ben hiç kimseyim” diye cevap verdi onlara. Belli ki onu unutmalarına çok üzülmüştü. Ellerini havaya kaldırdı ve Allah’ a
--“Yüce Allah’ ım yağmurunu bizden esirgeme” diye yüksek sesle yalvardı. Bir anda gökyüzü bulutlandı ve bir yağmur damlası burnunun ucuna düştü. Çok duygulanmıştı adam, ağlamaya başladı. Allah’a nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu.
Yağmur duacıları şaşırdılar.
Kollarını ve başlarını havaya kaldırmış öylece duruyorlardı. Yağmur damlaları ılıktı, yumuşaktı, tenlerini okşuyordu sanki. İliklerine kadar ıslanınca kendilerine geldiler ancak.
Onu aradılar ama bulamadılar.
Koşar adımlarla oradan uzaklaşmış, bir kayanın arkasına saklanmıştı. Bir daha göklere çıkarılıp sonra unutulmak istememişti. O bunu karşılık beklemek için yapmamıştı.


Bu haber 1757 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar