Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

BİR FUTBOL FANATİĞİNİN HAYAT HİKAYESİ (Beşinci Bölüm)

Beşinci Bölüm:

Yağmur duacıları evlerine döndükten sonra saklandığı yerden çıktı. Kuru toprağın suyu içişini izledi. Toprak suyu içtikçe kendisi içiyormuşçasına zevk aldı. Güzel bir toprak kokusu etrafa yayılmıştı. Ciğerlerini bu kokuyla doldurdu. Yeniden dünyaya gelmiş gibiydi.

Nehir kıyısına gitti.
Nehrin yatağı suyu emmiş, çamur olmuştu.
Bir avuç çamur aldı, onunla oynadı.
Elindeki çamurun bir aslan şeklini aldığını gördü. “Demek ki heykelde yapabilirmişim” dedi kendi, kendine. Bir yeteneği daha ortaya çıkmıştı.

Gelen ilk otobüse binerek oradan uzaklaştı. Kendisini tanımalarını istemiyordu. Oteline geldiğinde çok yorgun ama mutluydu. Radyodan ülkenin her yerinde yağmur yağdığını öğrendi.

Halk bayram yapıyordu.
Yağmurun altında şarkılar söylüyor, dans ediyorlardı.

O gece rahat bir uyku uyudu. Sabah uyandığında ilk işi çocuklarını aramak oldu. İlk geldiğinde gördükleri onu çok üzmüş, altüst etmiş; onları aramayı unutmuştu. Olanları çocuklarına anlatmadı. Sadece onlara rahat bir yolculuk yaptığını, sağlığının iyi olduğunu söyledi. Olanlara kendisi bile hala inanamıyordu.

Otelde kendisinden başka kimse yoktu.
Hayvan taciri de gitmişti.
Personel de çok azdı.
Bütün oteli birkaç kişi idare ediyordu.
Hiç vakit kaybetmeden, otobüse bindi ve nehrin başka bir noktasına gitti. Orada da halk bayram yapıyordu ve yağmur yağdıran adamdan söz ediyorlardı. Sanki o kendisi değilmiş gibi anlatılanları dinledi ve şaşkınlığını ifade etti.
Yine onu ilahlaştırmışlardı.
Allah’ın sevgili kulu diyorlardı onun için.
Yağmurcu diye ad takmışlardı.
Günlerce nehrin kıyısında ki bütün köy ve kasabaları gezdi ve yağmurcunun öyküsünü dinledi.

Günler geçtikçe öykü anlatanlar tarafından değiştirildi ve başka bir öykü yaratıldı. Bir süre sonra da yağmurcuyu unuttular. Bu halkın ne kadar çabuk unuttuğunu gözlemledi. Bunca yıl bunu fark etmemişti. Güzel bir şey olduğu zaman bayram yapıyorlar, kötü bir şey olduğu zaman da ağıt yakıyorlar, sonra kısa sürede de unutuyorlardı.
Belki de ülkenin geri kalmasına bu davranışları neden oluyordu. Ders almaları gereken hatalarını unutup, yeniden yapıyorlardı.

Hayatının bundan sonraki kısmını bu ülkede geçirmeye karar vererek bir ev satın aldı.
Aldığı ev başkentin dışındaydı.
Ev yine kendisi gibi bir yabancınındı.
Kuraklıktan dolayı çiftliğini ve evini yok pahasına satmış, ülkesine dönmüştü. Evin eski sahibi bu ülkede çok şeyler yaşamıştı. Çok anıları vardı ama artık yaşlanmıştı ve torunlarının yanında olmak istiyordu.

Bir gün ev sahibinden bir mektup aldı. Karısının bahçenin ucundaki mezarını bozmamasını istiyordu. Arada, sırada gelip ziyaret etmeği düşünüyordu.
Ne tuhaftı.
O karısını bir mezara gömmüştü, kendisiyse kalbine. Onun isteğini yerine getirdi ve mezarı ellemedi.

Ev çok büyük ve güzeldi.
Çocuklarını arayıp oraya davet etti.
Geldiler ama bu ülke onlara pek fazla bir şey ifade etmiyordu. Hatta hoşlanmıyorlardı bile buradan. Belki de babalarını onlardan kopardığı için gizli bir hınç duyuyorlardı bu ülkeye. Babalarının artık yaşlandığını düşünüyorlar, ülkesine dönüp; kendileriyle oturmasını istiyorlardı. Onun oraya ne kadar bağlı olduğunu gördükten sonra bu düşüncelerini ona söylemediler.
“Bu hayat onundu, nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamalı, nerede yaşamak istiyorsa orada yaşamalıydı.”

Adam orada anılarını yazmaya kaldığı yerden devam etmeye başladı. Arada saplamalar yaparak; ülke ve yerli halkla ilgili bilgiler ve öyküler de ilave ediyordu. İlk kitabı çok tutulmuş ikinci baskıya girmişti. Bunu duymak onu çok mutlu etmiş, şimdi anılarının devamını daha istekle yazıyordu.
Bu arada çamurdan küçük heykelcikler de yapıyor, çocuklarına ve ülkesindeki arkadaşlarına armağan ediyordu.
Eski karısı çok sayıda heykel yapmasını istedi ondan.
Mağazasında satışının iyi olacağından emindi.
Yağmurcu heykelcik yapımını hobi olarak düşünüyor, yazmayı tercih ediyordu. Köyleri gezerek, yetenekli çocuklar aramaya başladı. Düşüncesi bir kaç yetenekli çocuk bulup, bu işi onlara yaptırmaktı. Okul harcamalarını çıkarsalar yeter diye düşünüyordu. Bu fakir ülkeye küçük de olsa bir katkısı oldukça çok mutlu oluyordu.

Bir kaç yetenekli çocuk buldu ve onlara heykelcik yapmayı öğretti. Güzel heykelcikler çıktı ortaya. Çocuklar bazılarını boyamışlardı da.
Boyananların içinde özgün parçalar vardı. Ülkedeki boyama tekniği farklıydı. Boyaları bitkilerden yapıyorlar, bu boyayla boyanan heykelcikler çok doğal oluyordu. Eski karısı heykelcikleri çok beğendi ve devamını yapmalarını istedi.
Bütün dünyaya dağıtmayı düşünüyordu.
Köylerin büyüklerini topladı ve onlara:
--“Bundan sonra iş size düşüyor” diyerek; heykelcik yapımının ve ihracatının sorumluluğunu onlara devretti. Artık anılarını yazmaya devam edebilirdi. Ülkeye bir gelir kaynağı yaratılmasına aracı olmuş ve bu onu çok mutlu etmişti.

Bir gün evini yakınında oturan bir komşusunun dikkatini çeken bir şey oldu. Yazarın evinin üzerinde, çok yükseklerde küçük bir bulut duruyordu. O bulut her zaman oradaydı. Adam bir yere gittiği zaman peşinden gidiyor, onunla birlikte geri dönüyor, evin üstündeki yerini alıyordu.

Komşusuna haber yolladı ve kendisini ziyarete gelmek istediğini bildirdi. Yağmurcu onu davet etti.
Çaylarını içtikten sonra komşusu konuya girdi ve ona buluttan söz etti. Adam bulutun varlığından haberdar değildi. Birlikte bahçeye çıkarak gökyüzüne baktılar. Gerçekten çok yükseklerde küçük bir bulut vardı. Bir kaç kilometre kadar yürüdüler ve adam bulutun kendisini takip ettiğini kendi gözleriyle gördü.
Komşusu o eski öyküyü hatırlamıştı.
--“Yoksa yağmurcu sen misin?” Diye sordu ona.
--“Evet benim” diye cevapladı onu ve kimseye bir şey anlatmamasını rica etti. Komşusu düşünceli bir adamdı, ona kimseye bu konuda birey anlatmayacağına söz verdi. O da yabancıydı. Kentin bu bölümünde hep yabancılar yaşardı.

Komşusu elli yaşlarında bir adamdı.
Bir cerrah.
Karısı bu ülkeyi ziyaretleri sırasında bir rahatsızlık geçirmiş, bütün gayretlerine rağmen, ülkenin tıbbi eksiklerden dolayı onu kurtaramamıştı. Doktorluğuna lanet ederek; ülkesindeki görevinden ayrılmış, burada bir çiftlik almış ve çiftçilik yapmaya başlamıştı.
Yalnız yaşıyordu.
Evde bir hizmetçisi vardı, bütün işini o yapıyordu.
Kocası yatalak olan yerli bir kadındı bu. Yaşlı olduğu için pek işine yaramıyordu ama kadının bu işe çok ihtiyacı vardı. O yaşta bir kadına kimse iş vermezdi. Ona acıyor ve yanında çalıştırıyordu.

Doktor da bir kitap yazıyordu. Kitabın konusu ülkenin tıbbi konudaki geriliği ve bu konuda yapılması gerekli olanlarla ilgiliydi. Sık, sık ülkeyi gezer, kendine yazmak için malzeme toplardı.

Yağmurcuyla doktor çok iyi dost oldular.
Gezilerini birlikte yapmaya başladılar.
Birlikte çıkıyorlar, aylar süren yolculuklar yapıyorlardı. Küçük bulut da onlarla beraber geziyor, bir yerde durdukları zaman o da başlarının üzerinde duruyordu. Doktor arkadaşının bu konuda ne düşündüğünü çok merak ediyor ama ona bir şey sormaya çekiniyordu. Çünkü o hala sanki küçük bulutun farkında bile değilmiş gibi davranıyordu.

Doktor futbol maçı izlemeyi çok seviyordu. Yağmurcunun bu konuda bir hassasiyeti olduğunu kısa sürede anladı. Bir gün ona bunun nedenini sordu. Yağmurcu o gün bütün hayat hikayesini doktora anlattı. Doktor çok etkilenmişti. Böylece küçük bulutun esrarını da kendine göre çözdü.

Allah küçük yaşlarından beri onun yanındaydı. Küçük bulut bunun işaretiydi. Allah ona bu bulutla hep yanında olduğunu hatırlatıyordu sanki. Yağmurcu çok istekleri olan bir adam değildi. Her şeyi kendisi yapmaya çalışıyor, ne bir kimseden ne de Allah’ tan kendisi için hiç bir şey istemiyordu. Belki de ilk hatalı dileğini hatırladıkça, bundan vazgeçiyordu.
Bu tespitleri yaptıktan sonra doktor yağmurcuyu daha fazla sevmeye başladı. Onun çok özel bir adam olduğunu düşünüyor, saygı duyuyor, seviyordu. Arkadaşlıkları yağmurcunun geçmişini öğrendikten sonra daha sağlamlaştı.
Bu ülkede onun geçmişini bilen tek kişi kendisiydi.
Bu da onu daha çok yağmurcuya bağlıyordu. Böyle bir arkadaşı olduğu için çok mutluydu.

Yağan yağmurlardan sonra kuraklık sona ermiş, nehir gürül, gürül akıyordu.
Ürün çok iyiydi.
Yağmurcu ülkeyi kurtarmıştı.
Herkes onu ve başının üstündeki küçük bulutu konuşuyor ama onun kim olduğunu doktordan başka kimse bilmiyordu.

Gökyüzündeki küçük bulut doktorun yaşlı hizmetçisinin de dikkatini çekti. Bir gün bulutu patronuna göstererek; bu konuda ne düşündüğünü sordu. Doktor ne cevap vereceğini şaşırdı. Bulut bir gerçekti, orada duruyordu. Yalana başvurmak zorunda kaldı ve hiç bir fikri olmadığını söyledi. Arkadaşının sırrını açıklayamazdı. Hizmetçi kadın yağmurcu gittiği zaman bulutun ortadan kaybolduğunu da tespit etmişti. Bir kaç gün sonra doktorla yağmurcu birlikte geziye çıkacaklar, kadın bulutun kaybolduğunu görünce; tespitinde yanılmadığını tamamen anlayacaktı.
“Bunu dönüşte düşünürüm” diye mırıldandı doktor. Kadın “eyvah, doktor kendi kendine konuşmaya başladı,” dedi.
Korkmuştu.
Bu ülke halkı bilmedikleri, anlayamadıkları her şeyden korkarlardı.

Hizmetçi kadın ertesi gün işe gelmedi.
Daha ertesi gün de gelmedi.
Doktor hasta kocasının yardıma gereksinimi olmuş olacağını düşünerek, merak etmedi.

Üçüncü gün yağmurcuyla birlikte bir ay kadar dolaşmak üzere yola çıktılar. Yılın geziye en uygun bu ayını kaçırmak istememişlerdi. Bu defa nehrin başlangıç noktasına gideceklerdi. Çok uzak olduğu ve vakit aldığı için turistler oraya pek uğramazdı. Yağmurcu hiç oralara kadar gitmemişti ama doktor ülkeye ilk yerleştiği yıl gitmişti.


Bu haber 1741 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar