Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KARTOPU (Üçüncü Bölüm)

Üçüncü Bölüm:

Babası işleri iyice öğrenmiş, dedesi kendisini emekliye ayırmış, işlerle artık babası ilgileniyordu. Dede okul tatillerinde çocuğu alarak gezilere çıkıyor, ona dünyayı tanıtıyordu.

Genç delikanlı dedesinin işleriyle pek ilgilenmiyor, deprem uzmanı olmak istiyordu. Dede de ileride Vakfın başına geçecekse, isteğinin uygun olduğunu düşünüyordu. Damadı işleri çok güzel idare ediyordu, daha gençti, uzun yıllar bunu sürdürebilir, o yaşlanınca da, torunları onun yerini alırdı.
Yaşlı adamın gönlü rahattı.
Zekası ve insanları iyi tanıma yetisi ona büyük bir iş ve iyi bir aile kazandırmıştı. Çocuğun annesi ona kızı gibi bakıyor, o da yeni tanıştıkları kimselere onu, kızım diye tanıştırıyor, ondan bir torun daha istiyordu.
--"Bir de kız torunu olsaydı, fenamı olurdu?"
Daha gençtiler, çocuk sahibi olabilirlerdi.

Onun isteğini, hemen yerine getirdiler.
Dede buna çok sevindi.
Dünyalar onun olmuştu.
Sanki yirmi yaş gençleşmişti.
Yüzü aydınlanmıştı.
Hep gülümsüyordu.
Kız torununun doğumunu, sevinçle karşıladı. Hayret verici bir şeydi. Kız torunu ona ikizi gibi benziyordu. Büyüdükçe benzerlik daha fazla ortaya çıktı. Solmuş, sararmış çocukluk resimlerini buldu. Küçük torunu tek taraflı gamzesi ve benleriyle çocukluk resimlerinin aynısıydı. Albüme bakmaya devam etti. Çocukluğu, gençliği gözlerinin önünden geçiyordu.
İlk eşi zengin bir ağanın kızıydı.
Ona kaçmış, evlenmişlerdi.
Ne kadar güzel bir kızdı.
Çok terbiyeli ve dürüsttü ama yoksulluğa dayanamıyordu. Yaşlı adam o zamanlar çok yoksuldu, sonradan zengin olmuştu. Bir gün karısının ailesi, onu kaçırdı. Bütün yalvarmalarına karşın geri vermediler. Her halde o da yoksul günlerine geri dönmek istememişti.

Önceleri çok üzülmüş, ne yapacağını bilememiş, sonunda oyalanmak için kendini çalışmaya vermiş, gece dememiş, gündüz dememiş çalışıp, çabalayıp, zengin olmuştu.

Orta yaşlarında yeniden evlenmiş ama çocuğu olmamıştı.

"Kızım dediği kadın, kızı gibi gördüğü kadın, gerçekten kızımıydı yoksa?"

Ona ilk karısını hatırlatıyordu.

"Yoksa karısı, ailesinin evine döndüğünde hamile miydi?" Bunları öğrenmesi gerekiyordu. Artık parası da vardı, gücü de. Bunları öğrenmek, onun için pek zor olmayacaktı. Dedektifler tuttu, araştırmalar yaptırdı.

Sonunda öğrendi. İlk karısı onu terk ettiği zaman, gerçekten hamileymiş. Bir kız çocuk doğurmuş, ailesi çocuğu istememiş, ondan kurtulmak için bir aileye evlatlık vermiş, kızlarını da yaşlı bir köy ağasıyla evlendirmişlerdi. Evet, kızım dediği kız, onun gerçek kızı olmalıydı. Daha derin araştırmalar yaptırarak, onun gerçek kızı olduğunu kanıtladı.

Yaşlı adam bu gerçeği öğrendiği gün, sevinç ve heyecandan hafif bir kalp spazmı geçirdi ama çabuk iyileşti.
Mutluluğu iyileşmesini çabuklaştırmıştı.
Kendi kanından olan bir kızı ve iki torunu vardı.
Damadı da çok iyi bir insandı.
Daha büyük mutluluk olamazdı.
Çok güzel bir aileydiler.
Mutluluklarının devamını istemekten başka ne kalmıştı?

Kız kardeşi doğduğunda oğlan on dört yaşındaydı, küçük bir delikanlı artık. Onu çok sevdi. Her hareketi onun için bir mucizeydi sanki. Kız bebek çok hareketliydi. Her şeyi yakalamaya çalışıyor, yüzünü yoluyor, saçlarını çekiyordu. Dedesi gibi güleç yüzlüydü. Onunla evleri cıvıl, cıvıl olmuştu.

Bir gün okul paydos olmuş, öğrenciler servis otobüsüne binmişler, bizim oğlan da arkadaki yerine oturmuştu. Şoför tam kontağı çevirecekti ki; otobüsteki çocuklardan biri:
--"Şoför ağabey, ya otobüsümüze bomba koydularsa, sen kontağı çevirince patlarsa?" dedi. Şoförün tüyleri diken, diken oldu, ter içinde kaldı bu sözü duyunca. Ya çocuğun dediği doğruysa" diye düşünüyor, bütün vücudu ürperiyordu. Bir çocuğun sözüyle neden böyle paniğe kapıldığı için kendi kendine sorguluyor, bir türlü kontağı çeviremiyordu. Yürekli adamdı, kuru gürültüye pabuç bırakmazdı ama bu defa farklıydı.

Çocukları otobüsten indirdi ve oradan uzaklaştırdı.
Otobüse bindi, kontağı çevirdi.
Ardından otobüs büyük bir patlamayla sarsıldı.

Şoför hafif yaralanarak kurtuldu ama çocuklar içinde olsaydı hepsi yaralanır, hatta ölenler olabilirdi. Bu bir terör olayı değil, cinayete teşebbüstü. Birisini öldürmek hedeflenmiş, küçük bir bomba konmuştu. Araştırmalar bombanın konduğu yerin üstünde oturan çocuğun, üzerinde yoğunlaştırıldı. Bu çocuk yaşlı adamın torunuydu. Yaşlı adamın yardımlarıyla, suçlular kısa sürede yakalandılar. Bunlar yaşlı adamın kötü ruhlu akrabalarıydı. Hala onun mirasına sahip olmak hayalleriyle, cinayete bile teşebbüs eden bu insanlar, kızını bulduğunu daha öğrenmemişlerdi. Bilselerdi; cinayet planlarına onu da katarlardı. Bu olay aile mutluluklarına gölge düşürdü ama çabucak unuttular. Onların mutluluğunu kimse bozamazdı.

Aradan bir yıl geçmiş, oğlan on beş yaşına basmıştı.
Artık Liseye gidiyordu.
Dersleri her zamanki gibi iyiydi ve okul birincisiydi.
Çok da efendi bir çocuktu.
Kız bebek bir yaşını doldurmuş, yürümeye başlamıştı.
Ağabeyinin bir yaşındaki haliyle karşılaştırdıkları zaman, onun pek zeki olmadığını fark ettiler. Hep elleriyle bir şeyler yapmak istiyordu. Bir gün oyalanması için eline verilen bir ekmek parçasını, minik elleriyle ovalaya, ovalaya hamur haline getirdi. Saatlerce usanmadan onunla uğraştı ve bir şey yaptı. Daha konuşamadığı için, bir köşede uyuyan bir kartopunu göstererek yaptığı şeyi onlara uzattı. Ekmeği ovalayarak hamur haline getirmiş, onunla bir kedi heykelciği yapmıştı.
Hayretler içinde kaldılar.
Onu hemen bir uzmana götürdüler.
Zekası kıttı ama büyük bir heykel yapma yeteneğine sahipti.
Uzmanlar bile buna şaştı.
Bir yaşında böyle bir gelişim olanaksızdı.
Tıp literatürüne geçti.
Ona plastik hamur aldılar. Hamuru gayet ustalıkla kullanıyor, etrafında gördüğü her şeyin heykelini yapıyordu. Özellikle kedilerin heykellerini yapmak, çok hoşuna gidiyordu. Oturan kediler, uyuyan kediler, koşan kediler, yemek yiyen kediler. Kısa zamanda bir kedi heykeli koleksiyonu oldu. Yaptığı heykeller bir tıp kongresinde sergilendi ve incelendi.

Bir gün yeni bir şeyler yapmaya başladı. Kimsenin görmesini istemiyor, yanına yaklaştıkları zaman, saklamak için, minik elleriyle üzerini örtmeye çalışıyordu. Annesi ona bir örtü verdi. Artık birisi baktığı zaman, örtüyü yaptığı şeyin, üzerine örtüyordu. Her kes onun bu sırrına saygı duyuyor, uyuduğu zaman bile yaptıklarına bakmıyorlardı. Eserini daha rahat bitirmesi için, onu daha uzun süreli yalnız bırakmaya, başladılar. Sonunda çalışması bitti ve bütün aile bir arada olduğu bir sırada, üzerine örttüğü örtüyü kaldırarak, yaptığı şeyi, onlara gösterdi. Bütün aileyi heykele dökmüştü. Babasının tekerlekli sandalyesinin bile bütün detayları tamamdı


Bu haber 1586 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar