Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KARTOPU (Beşinci Bölüm)

Beşinci Bölüm:

Dede çok yaşlanmıştı. Vakfın başkanıydı ama işleri onun yerine torunu yürütüyordu. Artık yerini ona bırakmasının zamanı, gelmişti. Vakfın genel kurulu toplandı. Yaşlı adam istifa etti ve başkanlığa torununu aday gösterdi. Delikanlı oy birliğiyle başkan seçildi.
Ondan daha iyi bir başkan bulamazlardı.
O küçük yaşlarından beri kendini Vakfa adamış, eğitimini bu yönde yapmıştı.

Yaşlı adam bir yıl sonra hayata veda etti. Doksan dokuz yıllık ömrünü çalışarak ve insanlara yardım ederek geçirmiş, zamanı geldiğinde de öbür dünya yolculuğuna çıkmıştı.

Onu çok özlüyorlardı.
Küçük kız, onun normal ölçülerde bir heykelini yaptı.
Artık alçı, tahta hatta mermer çalışmaları da yapıyordu. Heykeli evin giriş kapısının önüne koydular.
Eve her girişlerinde, onlara hoş geldin, der gibiydi.

Genç adam Vakıf'a başkan olduğunda yirmi üç yaşındaydı. Evlenme çağı onun için çoktan gelmiş, geçiyordu bile. Özürlü bir çocuğu sahip olmak olasılığından korkuyor, annesi ve babası gibi; geç bir yaşta çocuk sahibi olmak istemiyordu. Kız kardeşi için çok endişeleniyor, onun yaşama uyumsuzluğu, onu çok üzülüyordu. Bu üzüntülerinden ailesine hiç bahsetmezdi.

Vakıf okullarından birisine, konusunda çok iyi eğitim almış bir öğretmen katıldı. Çok güzel bir kızdı.
Delikanlı "işte" dedi "benim hayatımın kadını." Bir süre arkadaşlık ettikten sonra evlendiler.
Hemen çocuğu olsun istiyordu.
Annesi ona, çocuklarını büyüteceğine, söz vermişti. Böylece, kendileri de kariyerlerine rahatça devam edebileceklerdi.

Bir yıl sonra bir oğlu oldu. Ona iyi bir eğitim vermeli, büyüdüğü zaman da şimdi babasının başında bulunduğu, dedesinin işinin başına geçmeliydi. Planlarını karısına anlattığında onun suskun durduğunu, gördü. Nedenini sorduğunda:
--"Ya, o da senin gibi başka bir iş yapmak, isterse?" diye bir soruyla karşılık verdi karısı." Onun istediği işi yapmasına izin vermeliyiz" diye devam etti.
Bir kaç çocuk daha yapmaya, karar verdiler. Bir tanesi bu görevi yüklenmeyi, mutlaka isteyecekti. Dört yıl içinde üç çocukları oldu. Bunlardan birisi kız, ikisi oğlandı. Her şey çok güzel gidiyordu. Babası yaşlandığında, çocuklardan biri işin başına geçecekti. Şimdiden, çocuklarının nasıl insanlar olacağını, merak ediyordu.

Heykeltıraş kız büyümüş, serpilmiş, genç kızlığa adım atmıştı.
On dört yaşındaydı ve çok güzeldi.
Artık yabancılarla daha kolay iletişim kurabiliyordu.
Okuma, yazma öğrenmişti.
O da annesi gibi kitap okumayı çok seviyordu.
Yavaş okuyor, yavaş öğreniyordu ama öğrendiklerini unutmuyordu.
Okumayı sevmesi, onun bilgi açığını kapatacaktı.
Artık dil öğrenmeye de, başlamıştı.
Yurt dışındaki heykel sergilerinde ziyaretçilerle konuşabilecek, yetişkin olduğunda da kendi başına seyahat edebilecekti.

Aile onun için çok duyarlı davranmış, gereken eğitimi vermiş hala bunu yapmaya devam ediyordu. Hayatlarında her şey çok güzeldi, hepsi çok mutluydular.

Aradan yıllar geçti. Heykeltıraş kızımız on dokuz yaşında liseyi bitirdi, Güzel Sanatlar Akademisine başladı. Yeni teknikler öğreniyor, sanatını geliştiriyordu.

Bir okul arkadaşına aşık oldu.
Annesi, babası ve ağabeyi olaya biraz şüpheci baktılar.
O çok zengin bir kızdı.
Acaba onu sevdiğini söyleyen bu genç, nasıl bir karaktere sahipti?
Onun parasında gözü var mıydı?

Onu tanımak istediler. Onu iyice tanıdıktan sonra, onun kızlarına gerçekten aşık olduğunu anladılar ve onunla evlenmesine destek oldular. Akademiyi bitirdiği yıl, yirmi dört yaşında sevdiği gençle evlendi. Çok çocuğu olsun istiyordu. Arka arkaya üç doğum yaptı. Üç doğumun ikisi ikizdi. Beş çocuğu olmuştu.

Heykeltraş kız evlendikten altı yıl sonra, ağabeyi kırk iki yaşındaydı ve çocukları lisede okuyordu.
Yaşları sırayla on sekiz, on yedi ve on altıydı.
Onun çocuklarıysa beş, üç ve bir yaşındaydılar.

Ailede boy, boy sekiz çocuk vardı. Kalabalık bir aile olmuşlardı. Kuzenler birbirlerini çok seviyorlardı ve ailelerine çok bağlıydılar. Hayvan sevgisi ortak yanlarıydı.


KUZENLER

Vakıf başkanının önce bir oğlu, sonra bir kızı, daha sonra da bir oğlu olmuştu.

Büyük oğlu sanatkar ruhluydu. Halasına benzemişti. Onun yolundan yürüyeceği, küçük yaşlarında belli olmuştu.
Küçük oğlu sanatın müzik yönüyle daha çok ilgileniyordu. Üç yaşındayken iki çekmece kulpunun arasına bir paket lastiği germiş, gergin lastiğe parmak dokunuşlarıyla bir melodi çalıyordu. Babaanne müzik sesini duyuyor, nereden geldiğini bulamıyordu. Küçük oğlan ortalıkta görünmüyordu. Bütün evi gezdi, onu bir konuk odasında buldu. Yalnız kalmak istemiş, o odaya girmiş, kapıyı da kapatmıştı. Bir süre çaldığı melodiyi, kapının dışından dinledi, daha sonra içeriye girdi. Hayranlığını belirtmek için onu alkışladı, ona sarıldı, öptü. Küçük oğlan çok gururlanmış, hele babaannesinin alkışlaması, çok hoşuna gitmişti. O an babaannenin unutamayacağı anlardan biriydi.

İki oğlan da ders çalışmayı pek sevmiyorlardı. Onları sanata yönlendirmeleri gerekecekti.

Kız çocuklarıysa çok çalışkandı.
Her zaman sınıf birincisiydi.
Kartopu Deprem Vakfıyla sadece o ilgileniyordu.
İlkokulda derslerini kendisi kadar öğrenemeyen arkadaşlarına ders verir, onlardan bunun karşılığında para alır, aldığı parayı Vakfa bağışlardı. Babası "kızım bana benziyor" diye düşündü, "ben de dedeme. Biraz da annesine benziyor" diye düşünerek de karısına da haksızlık etmemiş oldu.

Oğulları babaanneleri ve halalarına benziyordu, sanata düşkün ve yetenekliydi. Üçü de harika çocuklardı.
İyi yönlendirilir, iyi bir eğitim verilirse, ileride çok iyi yerlerde olabilirlerdi.

Kim bilir belki de dedenin kötü ruhlu akrabaları da, çocukluklarında iyi kalpliydiler. Belki onlar da sanatçı ruhluydular da, gerçek kimliklerini bulamamış, kötü olmuşlardı.
Yıllar önce olan kötü bir olayı hatırlamıştı.

En küçük oğlu beş yaşında iken, eve bir hizmetkar almışlardı.
Bir dostlarının tavsiyesiyle gelmişti.
Çok temiz, hamarat bir kadındı.
Aylardır yanlarında çalışıyordu, eleştirilecek hiç bir yanı yoktu.
Annesi ondan çok memnundu.
Nereye koyacağını bilemiyor:
--"Ya giderse ben ne yaparım" diyordu.

Bir gün aile bireylerinin hiç biri evde yoktu. Çocuklar ve halaları okulda, kendisi ve karısı işte, anneleri de kitaplarının birinin imza günündeydi. Hizmetkar kadın diğer bir hizmetkara, yaşlı adam heykelinin kime ait olduğunu sordu. O da baştan sona ailenin hikayesini anlattı. Kadın onları tanımıştı, birden durgunlaştı, yüzü gerildi. Zengin bir akrabasının yanında çalışmak, ona ağır gelmişti. Hele onlar hakkında yalan, yanlış hikayelerle büyüdükten sonra.
Ailesi çocukluğundan beri yaşlı adamdan söz eder, onu kötülerlerdi.
O hassas bir çocuktu.
Bu kin ve nefret onun ruhunda derin yaralar açmıştı.
Bir süre odasında vakit geçirdi.
Beyni zonkluyordu, ağzı zehir gibi olmuştu.
Birden şuurunu kaybetti ve evi çeşitli yerlerden ateşe verdi.

Diğer hizmetkarlar, kendi canlarını ve kedilerin köpeklerin canlarını zor kurtardılar. Ev çok yerden kundaklandığı için, alevler bir anda her tarafı sarmış, itfaiye geldiğinde yapabileceği bir şey kalmamıştı.

Aile bireyleri haberi aldıklarında, deliye döndüler. Bütün hatıraları alevlerin içinde yok olup, gitmişti. Ev sigortalıydı, maddi bir zararları yoktu ama manevi zararları büyüktü.
Çocuklar çok üzüldüler, çok ağladılar. Yangın yerinden hizmetkar kadının yanmış cesedi çıktığı zaman, daha da üzüldüler. Onların anılarıyla birlikte, kendi hayatını da yok etmişti.


Bu haber 1499 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar