Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KARTOPU (Altıncı Bölüm)

Altıncı Bölüm:

Vakıf Başkanı, kadının kim olduğunu öğrendiğinde, çok etkilendi. Ailesinin dedesine duyduğu kin, ikinci kuşağa da bulaşmıştı. Bunu durdurması gerekiyordu.

Dedesinden kalan iş, babasının üstün yeteneği ve iş bilirliği sayesinde çok büyümüş, gelişmişti. Kazançları onlara çok bile geliyordu. Bir vakıf kurarak dedesinin akrabalarını korumaya aldı.

Bu kin bitmeliydi.

Yanan evin yerine yeni bir ev yaptırmayı da düşünmedi.
Zaten kent genişlemiş, evlerinin etrafını sarmıştı.
O araziye dedesinin adına bir okul yaptırdı. Kız kardeşi de dedesinin yeni bir heykelini yaparak, okulun giriş kapısına yerleştirdi. Şapkasını çıkarmış, öğrencilere hoş geldiniz, diyordu sanki.
Bir plakete de ailenin öz geçmişini yazdırarak, heykelin arkasındaki duvara astılar. Dedesi artık yaptığı bütün iyiliklerle okul var olduğu, sürece yaşayacaktı.

Şehir dışında büyük bir arazi alarak, oraya eski evlerinden daha büyük bir ev yaptırdı. Artık çok kalabalık bir aileydiler. Çocuklar evlendikleri zaman evlerinde kalmak isteyebilirler, daha da kalabalık olabilirlerdi.

Büyük oğlu altı yaşına geldiğinde, piyano derslerine başladı.
Çok hızlı ilerliyordu.
Piyano öğretmeni onun için bir piyano virtüözü yetişiyor demişti.
İlkokulu bitirdikten sonra konservatuara başladı. Orada da üstün başarı sergiliyordu.

Evlerinin yanması hepsini çok üzmüştü ama küçük oğlu çok daha fazla üzülmüş, etkilenmişti. Aradan iki yıl geçtiği halde yangını unutamıyor:
--"Baba bu evimiz de yanmaz değil mi?" diye soruyordu. Onu çok iyi psikologlara götürmüşler, rahatlamıştı ama yine de arada sırada yangın olayını gündeme getiriyordu. Ne de olsa o bir sanatçı ruhu taşıyordu ve çok duyarlı bir çocuktu. Büyük oğlu da bir gün:
--"Babacığım hiç bir şey kalıcı değil" demişti. "İnsan kendini her türlü kötü olaya hazırlamalı, mutlu olaylarla da daha mutlu olmalıyı bilmeli". Babası büyük oğlunun bunu gerçekleştirebileceğinden emindi.

Büyük oğlan çok güzel resim yapıyordu.
Resimleri önce sınıfının duvarlarını süsledi, daha sonra okulunun.
Resim yapmaya doyamıyordu.
Resimleri öğretmeni tarafından yabancı ülkelerdeki resim sergilerine gönderildi. Birincilikler aldı.
Yaptığı resimlerinin temaları: evlerindeki hayvanlar, aile bireyleri, evleri bahçeleriydi. Hiç yabancı bir konuyu çizmemesi, babasının dikkatini çekiyordu. Bir gün ona bunun nedenini sordu. Oğlu sevdiği şeyleri çizerek, onları ölümsüzleştirmek istediğini söyledi. Demek ki; hala yangını unutamamıştı.

Bir de deprem yaşayan çocukları düşündü vakıf başkanı. Onlar kim bilir neler hissediyorlardı. Çocukluğunda, yaşadığı deprem, onu ne kadar etkilemişti. Kendi çocukları şanslıydı, yanan evlerinin yerine çok daha büyüğünü ve güzelini yapmıştı onlara.

Bir gün geldi, büyük oğlan yaptığı resimlerin konusunu değiştirdi.
Çekik gözlü insanları çiziyordu.
Sağa sola savrulmuş eşyalar, zavallı insanlar.
Resimler çok hüzün vericiydi.
Bir süre sonra resimlerdeki tema, bir noktaya toplanmaya başladı.
Yıkılan barakalar, yüksek dalgalar, karaya vurmuş tekneler, denizde yüzen ağaçlar, tahta parçaları.

Çocukluğunu hatırladı.

Büyük depremi, yıkılan evleri, o günkü gibi anımsıyordu. Kartopu Deprem Vakfı o depremden sonra kurulmuştu. İlk kedisi Kartopunun, şimdi torunları geziniyordu evin içinde. Belki de ilk göz ağrısı olduğu için onu çok sevmişti. Bütün hayvanları sever korurdu ama onun yeri başkaydı. Büyük oğluna:
--"Neden resimlerinde bu temayı işlemeye başladın?" Diye sordu. Oğlu onu:
--"Baba onlar benim uyanıkken gördüğüm rüyalardaki görüntüler" diye cevapladı. Baba önce bunu bir şaka sandı.
Çocuk çok ciddiydi.
Vizyon görüyordu ve bir ses ona bunların resmini yap diyor, o da yapıyordu. Resimler o kadar netti ki; sanki öyle yerler ve olaylar gerçekten vardı. Baba son zamanlarda bu konuda pek çok kitap okumuştu. Bu kitaplarda geleceği görebilen insanlar olduğu, iddia ediliyordu.

"Acaba oğlu da onlardan biri miydi. Yoksa beyninde bir problemi mi var?" Diye düşündü baba.

Onu doktora götürdü.
Çocuk çok sağlıklıydı.
Psikolojik durumu da çok iyiydi.
Sadece aşırı duyarlı bir çocuktu.
Çocuk yalan da söylemiyordu.
Doktorun aklı iyice karışmıştı.

Babaya ne söyleyeceğini bilemedi ve bir kaç gün izin istedi. Bu konularla uğraşan, arkadaşları vardı, onlara akıl danışacaktı. Resimleri de yanına alıp, arkadaşlarıyla buluştu.

Doktor ve arkadaşları bu konu hakkında uzun, uzun konuştular. Bir kaç kişi daha buna benzer vizyonlar görmüşlerdi.

"Acaba çekik gözlü insanların yaşadığı bir ülkede, bir felaket mi yaşanacaktı da; çocuk bunu mu, görüp çiziyordu?"

Doktorun aklı daha da karıştı. Çocuğun babasına ne söyleyeceğini, artık hiç bilmiyordu. Öğrendiklerini anlatmak için onu muayenehanesine çağırdı. Vakıf başkanı oraya geldiğinde radyo açıktı. Hafif bir müzik çalıyordu. Doktor tam hoş geldiniz derken, müzik yayını kesildi ve spiker bir haber geçmeye başladı. İnsanları çekik gözlü olan bir ülkede, büyük bir deprem felaketi yaşanmış, depremin neden olduğu dalgalar, kıyılardaki evleri, ağaçları, insanları silip, süpürmüş denize taşımıştı. Ertesi gün televizyon ekranları çocuğun resimlerini sergiliyordu sanki.

Kartopu Deprem Vakfı deprem haberi geldiği an, harekete geçti ve o ülkeye yardıma koştu. Kiraladıkları uçaklarla bir hava köprüsü kurdular ve yardım malzemelerini zamanında yerine ulaştırdılar.

En büyük ülkeler bile bu kadar çabuk ve geniş kapsamlı hareket edememişlerdi. Çocuklar için yaptıkları kreşe, Kartopu Deprem Vakfının maskotu olan bir gözü mavi, bir gözü yeşil, uzun beyaz tüylü Ankara kedilerinden bir çift, hediye ettiler. Orada üreyip, onlara uğurlu gelmesini dilediler. Çekik gözlü çocuklar kedi yavrularını çok sevmişlerdi. Onlarla oynayıp, depremin çirkin yüzünü unutmaya çalıştılar.

Küçük oğlan zaten ağabeyine hayrandı, bu olaydan sonra hayranlığı bir kat daha arttı. Nasıl görebiliyordu olacakları, felaketin resimlerini ne kadar da güzel yapmıştı. Kendisi de piyanosunun başına geçti ve bir parça besteledi. Melodiler hüzün doluydu. Deprem dalgalarının sesini, insanların haykırışlarını duyuyordunuz sanki.

Kız kardeşleri olaya onlar kadar duyusal yaklaşmadı. Kendi üzerine düşeni yaptı, vakfa depremzedeler için bağışta bulundu. Bu ne kadar zamandır almak istediği bir şeye ödeyeceği paraydı. İstediği şeyi almaktan vazgeçerek, bu bağışı yapmıştı.
Oğlan kardeşlerine göre daha mantıklı, daha gerçekçi, daha az duygusaldı. Onlardan daha farklı bir yaradılışa sahipti.
Hiç hasta olmazdı ve çok güçlüydü.
İki oğlanın birlikte bileğini bükebiliyordu.
İyi beslenir, spor yapardı.


Bu haber 1541 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar