Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

KARTOPU (Yedinci Bölüm)

Yedinci Bölüm:

Çocuklar beş, altı, yedi yaşındayken onları çok etkileyen bir olay daha oldu.
Hem çok üzüldüler, hem çok güldüler.
Bir gün anneleri fırını açtı ve içine bir tepsi et koydu. O anda çocuklar seslendiler, biraz onlarla oyalandı, sonra fırının kapağını kapattı ve düğmesini çevirerek, fırını çalıştırdı. Arkasını dönmesiyle birlikte, fırının içinden bir gürültü koptu. Hemen geri dönerek, fırının kapağını açtı ki; ne görsünler? Fırının içinden bir Kartopu fırlamaz mı? Hem de bir ateş topu gibi. Onu hemen örtülerle sararak, yanan tüylerini söndürdüler.

Güzel bembeyaz tüyleri yanmış, kapkara olmuş, çıtır, çıtır dökülüyordu.
Bıyıkları, kaşları yanmış, hiç kalmamıştı.
Olay hem çok komik hem de üzücüydü.
Daha kötü yanmadığına sevindiler.
Sadece tüylerini, bıyıklarını, kaşlarını kaybetmişti.
Bir de çok korkmuştu tabii.

Bu Kartopu çok iştahlı bir kediydi, hiç doymazdı.
Çok şişmandı.
Daha fazla şişmanlayıp sağlığı bozulmasın diye, gereğinden fazla yemek vermiyorlardı. O da başının çaresine bakıyor, hırsızlık yapıyordu. Belki başına gelenlerden sonra, bu kötü huyundan vazgeçerdi.

Bu Kartopunun annesi ona hamileyken, balkondan aşağıya düşmüştü. Bir yaz gecesi, evin çatısındaki balkonda mangal yapıyorlardı.
Anne Kartopu da çok oburdu.
Izgaradaki etleri almak için, fırsat kolluyordu.
Bunu anlayınca, ona kızdılar, kovaladılar.
O da onları üzmek için, balkon demirlerinin üzerinde gezmeye başladı. İnmesi için yalvardılar, yakardılar ama inmedi ve sonunda balkondan aşağıya düştü. Hemen aşağıya koşup, onu buldular. Dört ayağı üzerine düşmüş, yaralanmamıştı ama kasları çok sertleşmişti.

Onu eve getirdiler.
Korkudan elbise dolabının üzerine çıktı ve dört gün aşağıya inmedi.
Dört gün yemek yemedi, su içmedi.
Göz bebekleri büyümüş, korku dolu gözlerini bir noktaya dikmiş, öylece oturuyordu.

Dördüncü gün dolabın üzerinden indi.
Doğum sancıları başlamıştı.
Bir kaç saat sonra beş tane yavru doğurdu.
Yavruların hepsi birbirinden güzel ve gürbüzdü.
Bunlardan biri de hırsız Kartopuydu.
İştahını annesinden almıştı.

Kartoplarının serüvenleri anlatmakla bitmez. Bir gün bir tanesi arabanın motoruna girdi. Şoför arabayı çalıştırınca korkusundan, oradan çıkamadı, acı, acı bağırmaya başladı. Şoför sesi duyuyor, nereden geldiğini bulamıyordu. Arabanın içini, arkasını, önünü, altını aradı, kediyi hiçbir yerde göremedi. Onu çocuklar buldu. Öyle korkmuştu ki; bir daha arabaların yanına yaklaşmadı. Araba sesi duyunca, bir şeyin altına girip saklanıyordu.

Yine bir tanesi bir gün sokağa çıktı, kapağı açık bırakılan bir bidonu devirerek mazota bulandı.
Perişan bir halde eve geldi.
Onu yıkadılar, tedavi ettiler.
Sevdiler, okşadılar, teselli ettiler.
O da bir daha bahçeden dışarı çıkmadı.

Çocuklar bir de maymunları olsun istediler. Kedileri, köpekleri vardı, bir de maymunları olsa, ne kadar güzel olurdu. Babası onlara bir gün, bir maymun getirdi. Maymun babalarının kucağındaydı. Kollarını boynuna dolamıştı. Birden endişelendiler.

"Ya kediler onu kıskanıp, tırmalarlarsa" diye düşünmüşlerdi. Korktukları başlarına geldi ama ters yönde. Babaları yere bırakır bırakmaz, maymun kedilerin üzerine saldırdı. Kuyruklarını çekti, tüylerini yoldu, yemek ve su taslarını devirdi onları bir güzel de dövdü. O kadar çabuk hareket ediyordu ki; kedileri onun elinden kurtaramıyorlardı. Zavallı kedilerin her biri kaçıp, bir köşeye saklandı. Korkudan uzun süre ortaya çıkamadılar. Bu olaydan sonra, evde bir maymuna yer olmadığını anladılar. Kedilerini üzemezlerdi. Babaları maymunu geri götürdü. Böylece her şeye birden sahip olamayacaklarını, öğrendiler.

Kediler yaramazlıklarına devam ediyorlardı. Dolap gözlerine saklanıp, kendilerini aratıyorlar, ağaç tepelerine çıkıp, inemiyor acı, acı bağırıp yardım istiyorlardı.

Kedi ve köpekler ezeli düşman derler ama onların kedi ve köpekleri her zaman iyi geçindi. Hatta bir dişi köpek, kendisiyle aynı zamanda yavrulayan bir kedinin, yavrularını emzirmişti.
Anne kedi hastaydı, sütü gelmiyordu.
Veterinerin bütün çabalarına rağmen yaşamadı.
Köpek, kedi yavrularını da kendi yavrularıyla birlikte büyüttü. Yavrular büyüdüğü zaman bile, ondan uzaklaşmadılar.

Çocuklar hayvan sevgisi, doğa bilinci, şefkat ve ilgiyle büyüyorlar iyi bir eğitim görüyorlardı.

Babaanneleri, önceleri kızına anlattığı, öyküleri torunları okul öncesi yaşlardayken, uykudan önce onlara okuyordu. Çocuklar hikayeleri çok beğeniyorlar
--"Bir tane daha oku babaanne" diye yalvarıyorlardı. Uykusuz kalmasınlar diye daha fazla okumak istemiyor ama onları da kıramıyor, bir tane daha okuyordu. Okuma öğrendikleri zaman, kendileri okumaya başladılar. Yine de arada, sırada babaannelerinin okumasını istiyorlardı.
Bütün kitaplarını okudular.
Babaanneleriyle övünüyorlar, arkadaşlarına ondan bahsediyorlardı. Böyle güzel hikayeler yazan bir babaanneleri olması, çok güzeldi.
--"Büyüyünce biz de böyle güzel hikayeler yazabilir miyiz?" diye sorarlardı ona. Onlara:
--"Yazabilmek için, çok okumanın yanında, çok da yazma çalışmanız gerek" diye öğüt verirdi.

Çocuklar; on iki, on bir ve on yaşlarındayken babaanneleri bir öykü yarışması düzenledi. Amacı yetenekli çocukları meydana çıkarmaktı. Kendisi geç kalmıştı. Yeteneği olanların bu işe erken başlamalarını, sağlamak istiyordu. Bir ön söz yazdı ve üç hikaye başladı. Bu başlanmış öyküleri, çocukların tamamlamasını istedi. Bunları küçük kitapçıklar haline getirerek, okullara dağıttı. Bir çocuk üçünün de devamını yazabildiği gibi, bir tanesiyle de yarışmaya katılabilecekti. Binlerce çocuktan binlerce, öykü geldi. Bunların içinde kurguları çok güzel olanlar vardı.

Bunlar editörler tarafından düzeltilerek, kitap haline getirildi.
Babaanne bunları bastırarak, satışa çıkardı. Kitaplardan gelen parayla, gizli yetenekleri ortaya çıkaracak, onları yetiştirecek bir vakıf kurdu. Yazar çocukları da vakfın doğal üyesi yaptı. Böylece ülkeye ileride pek çok yazar kazandırılabilecekti.

Kendi torunlarının öyküleri basılmaya, layık görülmemişti. Onlara kendi yetenekleri doğrultusunda çalışmalarını öğütledi.
Çocuklar bu olaydan bir ders almışlardı.
Herkes her şeyi yapamazdı!
Öyküleri basılan çocukları kutladılar ve başarılarına çok sevindiklerini söylediler.

Bu olayda onların da payı vardı.
Babaanneleri onlardan esinlenmişti.
Onlara bunu söyleyerek, teşekkür etti.
Bunu duymak, onları çok mutlu etti.

Babaanne Çocuk Yazarlara Yardım Vakfı için canla, başla çalışıyordu. Yaşlanıp, çalışamayacak duruma gelince elbet bir torunum, bu görevi üstlenir diye düşünüyordu. Oğlan torunları sanatçı ruhluydu, kız torunuysa, Kartopu Deprem Vakfında çalışmak üzere kendini yönlendirmişti.
Kızının da çocukları olacaktı.
Kim bilir, belki de onlardan biri bu görevi üslenirdi.
Mutlu bir şekilde çalışmalarını sürdürdü.


Bu haber 1591 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar