Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

OYUNCAKÇI ( Dördüncü Bölüm)

Dördüncü Bölüm:

Günlük bir erkeğe aitti.
En başa adını, soyadını yazmış, bir de resmini koymuştu.
Sanki bir gün birisinin onu bulup, okuyacağını biliyormuş gibiydi.
Bir gemiciydi.
Günlüğün başına, yazmaya başladığı tarihe kadar yaşadıklarının bir özetini yazmış, sonra gün be gün devam etmişti.

Hayatının özeti aynen şöyleydi:

Zengin bir ailenin ikiz çocuklarından biri olarak dünyaya geldim. İyi bir eğitim aldım. Benim hayat felsefem gezmekti. Avantür bir ruha sahiptim. Gezmek, bütün dünyayı dolaşmak, hayatımın tek amacıydı. Eğitimimi bitirdikten sonra, askerliğimi denizci olarak yaptım. Çok yer gezdim, çok yer gördüm. Askerliğimi bitirdikten sonra da görmediğim yerleri görmek için bir geziye çıkmak istedim.

Babamınsa, benim için başka düşünceleri vardı. İş yerini bana bırakıp emekli olmak istiyordu. İkiz kardeşimi yeteri kadar zeki ve yetenekli bulmuyor, işini ona emanet etmekten çekiniyordu. Ona bunu yapamayacağımı söyleyince, kızılca kıyamet koptu ve beni evden kovdu. Belki bir anlık öfkeyle bunu yapmıştı ama ben çok kırılmıştım. Oğlunu evden kovmuştu.

Bir valizle evden ayrıldım ve yabancı bandıralı bir gemide iş buldum. Dil bildiğim için iş bulmam çok kolay olmuştu. Yıllarca gemicilik yaparak dünyayı dolaştım. Diyebilirim ki; dünyanın her yerini gördüm. Biraz para biriktirince gemideki işimi bırakıyor, karada seyahat ediyordum.

Afrika kıtasını adım, adım gezdim.
Tropik ormanların içlerine kadar girdim.
Asya kıtasını boydan boya geçtim.
Bir süre Hindistan da yaşadım.
Himalaya’lar da yaşadım, Everest Tepesine tırmandım.
Samurayları tanıdım.
Avrupa'nın yüksek dağlarında koyun çobanlığı yaptım.

Bir limanda hayatımın kadınına rastlayarak, onunla evlendim ve bir adaya yerleştim. Yerleştiğim adayı daha önce satın almıştım. Karımı o kadar seviyordum ki; serüvenci ruhum değişti, karımla ve arka, arkaya doğan dört çocuğumla çok mutlu bir yerleşik hayat yaşamaya başladım. Bir gün adamızı korsanlar bastı. Dört çocuğumu (biri oğlan, üçü kız) ve karımı kaçırdılar.

Perişan olmuştum.

Onlara belki bir yerde rastlarım diye tekrar gemiciliğe döndüm.

Yıllardır denizlerde dolaşıyorum ama onların izine rastlayamadım.

Bu günlüğü tutmaya başlamamın nedeni; ben öldükten sonra çocuklarımın eline geçerse; onları çok sevdiğimi, hiç unutmadığımı bilmeleri içindir.

Günlük daha sonra denizcinin günbegün yaşadıklarını içeriyordu. Pek fazla enteresan bir olay yoktu. Sadece çocukları günlüğü bulurlarsa, onları kaybettikten sonra nasıl yaşadığını bilmeleri için yazılmış notlardı.

Son notunda artık adasına geriye dönmek istediğini, bu seferin son seferi olduğunu yazıyordu.

Gemilerin uğradığı yakın bir adada gemiden inip, bir tekne satın alacak, o tekneyle kendi adasına gidecek ve ömrünün sonuna kadar orada yaşayacaktı.
Eskisi gibi balıkçılık yaparak hayatını kazanabilirdi.
Belki bir gün çocukları onu orada bulurlardı.

Yakın bir tarihte bir not daha vardı. Onu evden kovan babasını affettiğini, ikiz kardeşini çok özlediğini yazıyordu. Ama onları arayamazdı. Artık o aileden değildi. Onların kendisini unutmuş olabileceklerini düşünüyordu.


Oyuncakçı günlükten çok etkilendi. Resimdeki adam kendisine ne kadar benziyordu.
Acaba kazada ölmüş müydü?
Yoksa o da onun gibi kurtulmuş olabilir miydi?
Onun valizi sayesinde hayatta kalmıştı.
Bunu hiç unutmayacaktı.
Belki de kazadan sonra karaya ayak bastığı ada, onun adasıydı. Ona karşı açıklayamadığı bir yakınlık duyuyordu.
Gemici mi onun hayatına girmişti, yoksa o mu gemicinin hayatına girmişti? Sanki hayatları birbirine karışmış gibiydi.

En çok etkilendiği de gemiciyle olan benzerliğiydi.
"Babam olabilir mi?" Diye düşündü. Ama içinden bir ses, babası olmadığını, söylüyordu.

Beynindeki sesi son günlerde daha sık duymaya başlamıştı.
--"Seni çok seviyorum, çok özledim" diyordu ses.
--"Neredesin? Diye soruyordu. Sesi duyduğu sırada, kendi yüzünü bir kızda görüyor, incelemeye fırsat bulamadan gözlerinin önündeki resim kayboluyordu. Geçmişini hatırlamayı, şimdi daha çok istiyordu. Gemicinin günlüğünü okuduktan sonra acaba ikiz bir kız kardeşim mi var? Diye kendine sormaya başladı.


Bu haber 1630 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar