Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

ALTINGÖL 3. Bölüm

3.Bölüm

Doğumun üzerinden, kırk sekiz saat geçmişti ki; bir gece yarısı, saat üçte telefonun sesiyle uyandılar. Arayan babasının bir akrabasıydı. Ülkenin kuzey batısında yer alan bir kentte oturuyordu. Oturduğu kentte büyük bir deprem olmuştu. Depremin olduğu bölgeyi, haritada göstererek
--“Burada harita değişecek” derdi çocuk. Neden böyle düşünüyorsun diye sorduklarında:
--“Bilmiyorum, bana öyle geliyor” diye cevaplardı. Gerçekten, karalar denize akmış, kıyıdaki evler denizin dibine gömülmüştü.

Adam iki gün sonra ekrandaki bir görüntüyle, irkildi.
Oğlunun yaptığı resim, ekranda duruyordu.
Depremden zarar gören bir petrol rafinerisinin bacasıydı bu.
Alev, alev yanıyordu.
İki gün sonra, sulara gömülmüş evleri de, gördü.
Canı çok sıkılmıştı.
Yine mi başlıyordu?
Artık evini terk etmek istemiyordu.
Hem şimdi bir karısı ve bir de kızı vardı.

Oğluna gördüğü rüyadan kimseye söz etmemesini öğütledi ve resmi de sakladı.

Yaz sona ermiş, Alev Bebek gülücükler dağıtmaya, başlamıştı.

Okullar açıldı.
Çocuk, başarılarla dolu bir öğrenim yılına daha adımını attı.

O yıl öğrenciler, aralarında bir karar aldılar. Okul bahçesini kendileri düzenleyeceklerdi. Bahçıvan yaşlanmış, emekliye ayrılmıştı. Bahçede bakım isteyen, pek çok ağaç vardı, çiçek de ekmek gerekiyordu. Önce, bir çalışma programı yapmalı, öncelikleri tespit etmeliydiler. Birinci madde olarak, kuruyan bir fidanın yerine, yenisini ekmeyi koydular programlarına. Müdür karşı çıktı.
--“Oraya her yıl bir fidan dikiliyor ama kısa süre sonra kuruyor” dedi. Çocuk:
--“Öğretmenim” diye cevapladı, “ben bir ışık gördüm, çok güzel bir ışıktı bu, bulut gibiydi. Kapıdan içeriye girdi, kuruyan fidanın yanına gitti, etrafında dönerek, geri döndü.” Müdür önde, çocuklar arkada, fidanın yanına koştular. Kurumuş fidan, son baharda sürmüş, güçlü filizler çıkarmıştı. Arkadaşları:
--“ Bunu nasıl yaptın” diyerek sarılıp öptüler onu. Çocuk şaşkına dönmüştü. Ardı ardına:
--“Ben bir şey yapmadım, ben bir şey yapmadım” diyordu. Müdür zor durumda kalmıştı. Şimdi, bütün kasaba duyacaktı çocuğun bu özelliğini.
Duydular da.
Öğrenciler olan biteni ailelerine anlattılar.
Çocukla ilgili gerçek kulaktan, kulağa bütün kente yayıldı.
Müdür yine olayı eşine anlattı.
Nasıl olsa biliyor diye düşünmüştü bu defa.
Eşi de hemen telefona sarıldı ve kardeşine anlattı.

Okul Müdürün baldızı, bir gençle tanışmış, onunla arkadaşlık yapmaya başlamıştı.
Çocukla ilgili haberleri erkek arkadaşına anlattı.
Bu genç, bir televizyon programı yapımcısıydı.
Bir program konusu arıyordu.
“İşte buldum” dedi kendi, kendine.
Belli etmeden, kız arkadaşından, olayın hangi kasabada geçtiğini öğrendi.
Genç televizyoncu sadece, olayın geçtiği kasabanın adını öğrenmişti.
Oraya gidince, çocuğu bulacağından emindi.

Hemen ertesi sabah, kız arkadaşına bile haber vermeden, ekibiyle birlikte çocuğun yaşadığı kasabaya koştu. Sokaklarda biraz dolaştılar, kasaba halkıyla konuştular. Herkes çocuğun gördüğü ışık bulutunu ve kuruyan ağacın nasıl yeşerdiğini, konuşuyordu. Televizyonda görülmek uğruna, kameralara bütün bildiklerini anlattılar. Onu, çocuğun okuluna götürdüler, yeşeren ağacı gösterdiler.

Kameralar devamlı çalışıyordu.

Babası, olanları haber alıp, yetişinceye kadar çocuğu da buldular; okuldan çıkmış evine doğru gidiyordu. O da, kameraların cazibesine kapılıp, babasının öğütlerini unuttu ve Altın Gölde ki hayatında başlayarak, o güne kadar başından geçen bütün olağanüstü olayları anlattı.

Televizyoncu genç, hemen geri döndü ve yaptığı programı yirmi haberlerine yetiştirdi. Çocuk bir anda meşhur oldu. Bütün televizyon kanallarından görüşme teklifleri geliyor, babası hiç birini kabul etmiyordu. Okula bile göndermiyordu oğlunu.

Reklamcılar, onu reklam filmlerinde oynatmak istiyor, cazip önerilerle geliyorlardı. Baskılar fazla ve önerdikleri ücretler o kadar yüksekti ki; baba dayanma gücünün kırıldığını, hissediyordu. “Nasıl olsa, bütün ülke duydu, bir defalık reklama çıksa, ne olur?” diye düşünmeye başladı Hem reklamın senaryosu da çok güzeldi. Konu özel bir çocuğun kullandığı, okul gereçleriydi. Sonunda kabul etti ve çocuk bir dizi reklam filmi çevirdi. Arkasından bisküvi reklamı geldi, ,çiklet geldi, çikolata geldi. Çocuk kısa sürede bir çocuk reklam yıldızı oldu. Çok büyük paralar kazandı. Babası bu paraları harcamadı, onun için açtığı, bir banka hesabına yatırdı.

Babanın korktuğu başına gelmedi.
Oğlu, gerçekten özel bir çocuktu.
O yine eski oğluydu, değişmemişti.
Şımarmamış, derslerini aksatmamıştı.
Çocuk reklam filmlerinde oynamaya, devam ederken;

Alev Bebek de büyüyordu.

Çocuk bir gün bir vizyon gördü.
Sevgili kız kardeşi Alev Bebeği bir adam kaçırıyordu.
Kaçıran adamın, yüzünü seçememişti.
Bu vizyonu, yorumlamak, zordu.
Alev Bebek daha bir yaşındaydı.
Sokağa bile çıkarılmıyor, sadece bahçede aile bireylerinden birisi tarafından gezdiriliyordu.
Çocuk o vizyonu görmeye devam ediyor, çok etkileniyordu.
Yemeden, içmeden kesildi.
Derslerine de dikkatini veremiyor, kötü notlar alıyordu.
Öğretmeni de, onun bu haline çok şaşırıp, üzülüyordu.
Kimseyle konuşmuyor, sadece kardeşiyle ilgileniyordu.
Gözü hep üzerindeydi.
Onu ayrılmamak için, okula bile gitmek istemiyordu.

Kış bitmiş, ilkbahar gelmişti. Tarlalar işlenmeye başlamış, yüzlerce mevsimlik işçi kasabayı doldurmuştu. Babasının da işleri çok iyiydi. Yöredeki çiftçiler traktörlerini yeniliyor, yeni aletler satın alıyorlar, bu satışlar karşılığında o da çok pirim alıyordu.

Cici annesinin tarlalarında, mevsimlik işçiye ihtiyaçları vardı. Babası, kasabadan otuz kişi getirdi. Getirdiği işçiler ertesi gün işe başladılar.

Biri çok becerikliydi, motorlardan çok iyi anlıyor, elinden her türlü tamir işi geliyordu.
Yabancı dil biliyor, çocuğa merak ettiği her konuda cevap verebiliyordu.
Çok da kibar, efendi bir adamdı.
Orta yaşını geçmiş, düzgün fizikliydi.
Annesi de, babası da onu çok seviyorlar, öve, öve bitiremiyorlardı.
Çocuğa da kendini sevdirmişti ama çocuk onu gördüğü an, kendini başına vurulmuş gibi hissediyor; bunun ne demek olduğunu, anlayamıyordu. Nedense aklına Altın Göl geliyor, düşen uçağı anımsıyordu.

Çocuk bir gün hissettiklerini, babasına anlattı. Babası da hiç bir anlam veremedi. Günler geçiyor, çocuğun huzursuzluğu daha da artıyordu.

Bir süre sonra hünerli işçi, şoförlük de yapmaya başladı. Çok güzel araba kullanıyordu. Arabayı o kullandığında; babası serbest kalıp, çocuklarıyla daha fazla ilgilenebiliyordu. Arabada konuşmalara katılıyor, zevkli yolculuklar yapıyorlardı.
Bu durum hepsinin işine gelmişti.

Alev bebeğin aşısının yapılacağı gün, babanın önemli bir işi vardı. Çocuk da okuldaydı ve cici Anne, Alev bebeği doktora, şoförün kullandığı arabayla götürdü.

Geç saatlere kadar eve dönmediler.
Çocuk, okuldan geldiğinde onları evde bulamadı.
Babası eve geldiğinde, hala dönmemişlerdi.
Doktorunu aradılar.
Randevuya da gitmemişlerdi.
Trafikte, hiç bir kaza kaydı olmadığını öğrendiklerinde, kaçırıldıklarını anlayarak, güvenlik güçlerine haber verdiler.
Ardından telefon çaldı .

Arayan şofördü. Alev bebeği kaçırdığını, annesini de döverek, yol kenarına attığını söyledi. Onlarda olan bir şeyini kendilerine vermelerini, vermedikleri takdirde, bebeği öldüreceğini ilave etti. Baba istediğinin ne olduğunu anlayamadı. Onlarda hiç kimsenin bir şeyi yoktu.

Bu arada, tarlalarda çalışan işçiler, anneyi bulmuş, hastaneye götürmüşlerdi. Kadıncağız baygın olduğu için, kimliğini hemen öğrenmek mümkün olmamıştı. Saatler sonra ayılabilmiş, ilk işi; ailesini arayıp, Alev bebeğin kaçırıldığını, haber vermek olmuştu.

Şoför, Altın Göle düşen uçağın pilotuydu. Uçak suya gömülmeden, içinden çıkıp, kaçmıştı. Altınların bulunduğunu, gazetelerden okumuş, geri dönüp, kendine ait olanı olan şeyi aramasına fırsat kalmadan deprem olmuş, çocukla babası orayı ter ketmiş, onları bulamamıştı.

Uzun arayışlardan sonra onların adresini bulmuş ve işte şimdi buradaydı. Aradığı altınlar değildi; zaten onun değildiler, uçağın göle düşmesiyle; altınlarla birlikte ona ait başka bir şey gölün dibini boylamıştı.

Bu bir biyolojik silahın projesiydi.
Onu bir laboratuardan çalmış, satmak için başka bir ülkeye götürüyordu. Biyolojik silaha ait bilgiler, bir mikro chipe kayıtlıydı, mikro çipi de bir topun içine gizlemişti.

Çocuk birden anımsadı. Altınların yanında büyük bir bilye bulmuş, onu saklamış, kimseye göstermemiş, Altın Gölden ayrılırken, Altın Göl anısı olarak yanına almış, cebine koymuş ve hala cebinde taşıyordu. Bu sarı, parlak bir metal toptu. Zamanla cebinde kararmıştı. Çocuk, babasının cezalandıracağını bildiği halde kardeşini kurtarmak için:
--“Onun istediği şey bende” diye bağırdı.

Pilot, yeniden telefon etti.
Değiş, tokuşun olacağı yeri ve saati bildirdi, emaneti çocuğun getirip, kardeşini teslim almasını, istedi. Başkası gelirse; bebeği öldüreceğini de ilave etti. Çaresizdiler, çocuk emaneti alıp, buluşma noktasına doğru yola çıktı. Yolda yürürken kardeşini kurtarması için, Allah’ a yalvarıyordu. “Ya pilot emaneti alırda kardeşimi vermezse” diye düşünüyor, çok korkuyordu. Çocuk haliyle ne yapabilirdi. Daha on üç yaşındaydı. Yeniden yakardı Allah’ a; “bana öyle bir güç ver ki; kardeşimi kurtarayım” dedi. Dua ederken; ellerini havaya kaldırıp, gözlerini gökyüzüne çevirmişti. Duası bittiği an, gökyüzünde ışıklı cismi gördü ve beyninde o ıslığını duydu. Işıklı cisimdekiler ona:
--“Sana yardım edeceğiz, korkma, yoluna devam et” dediler. Hava bulutlu olduğu için ay yeryüzünü iyi aydınlatamıyordu. Çocuk yoluna devam etti ve buluşma yerine geldi. Az sonra pilot da geldi. Kardeşi kucağındaydı. Çocuk pilota:
--“Kardeşimi beş adım öteye bırak, sana istediğini vereyim” dedi. Pilot, bebeği bıraktı ve çocuk, ona topu verdi. O anda bir şimşek çaktı ve pilotun elindeki topa yıldırım düştü. Pilot bir anda bir ateş topu halini aldı. Biyolojik savaş projesinin saklı olduğu top da, eridi, yok oldu.

Çocuk bunu, ışıklı cisimdeki arkadaşlarının yaptığını anladı. Hala orada duruyorlardı. Onlara el salladı, onlar da, ışıklarını yakıp, söndürerek ona karşılık verdiler ve gözden kayboldular.

Çocuk kardeşini alarak, koşa, koşa eve döndü. Bir koltuğa oturdu ve kardeşi kucağındayken uyuyakaldı. Rüyasında, ışıklı cisimdeki arkadaşlarını görüyordu. Sadece ses ve ışıktandılar.
Çok iyiydiler, insanlığın ve yeryüzünün iyiliği için çalışıyorlardı.

Annesi, Alev Bebeği kucağından aldı, babası da çocuğu kucaklayıp, yatağına götürdü. İlk defa dişlerini fırçalamadan, uykuya dalmıştı. Ertesi gün uyandığında, kendini çok iyi hissetti. Kız kardeşi kurtulmuştu, kafasını artık derslerine verebilirdi. Bu olanlar da bütün kasabada duyuldu. Artık onun özel bir çocuk olmasına alıştıkları için bu olay da, bundan öncekiler gibi, birkaç gün konuşuldu ve unutuldu.

Yaz tatili yaklaşıyordu. Çocuk babasına, Altın Gölü çok özlediğini, yeniden görmek istediğini söyledi. Göl son günlerde rüyalarına giriyor, bu günkü halini merak ediyordu. Babası onu Altın Göle götüreceğine söz verdi.


Bu haber 1730 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar