Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

ALTINGÖL 8.B ölüm

8. Bölüm

Nur, çok güzel bir kuzeyli kadının hücresinden yaratılmıştı. Uzaylı dostlar onu denemek için yaratmışlardı. Onu üstün bir şifacı olarak, dünyaya hediye edeceklerdi. Cinsiyetsiz oluşu da bundandı. Eğer cinsiyeti olsaydı, hayatında erkekler olacak, evlenecek, çocukları olacaktı. Bunlar, onun ilgisini üzerlerine çekecek, görevini yapmasını engelleyecekti. Hiç bir bağlantısının olmaması, dikkatini şifacılığa vermesi için cinsiyetsiz yaratılmıştı. Cinsiyet genleri ayıklanırken, bazı duyularına zarar vermişler, bu hatayı düzeltme işini de delikanlıya vermişlerdi. Delikanlı bu görevi başarıyla yapmış, Nur duyularına kavuşmuştu. Yaptıkları bu hata onları, bu deneyi yapmayı erteletmişti. Üzerinde daha çok çalışmaları gerekiyordu.

Kaybolduğu dakikalarda, Nur’ u uzaya alıp, kendi uygarlıklarında, şifacılığını ilerletmek için üzerinde çalışmalar yapıyorlardı. Çalışmaları sona erdiğinde, hastalıkları ve yaralanmaları, sonsuz evrensel enerjiyle tedavi edecek, insanlar ilaçların yan etkilerinden kurtulacaktı. Yaradan, evrendeki yaratıkların gerek sağlık, gerek ahlak yönünden kusursuz olmalarını istiyordu. Evrende ki en uygar yaratıklar olan kendilerini, bu işle görevlendirmişti. Şifacılar yaratıp, dünyaya yollayacaklardı. Çalışmalarına devam ediyorlar, mükemmeli yaratmaya uğraşıyorlardı. Tam başarılı oluncaya kadar çalışacaklar, pek çok Nur’ u dünya gezegenine yollayacaklardı. Bunun için seçilmiş bazı insanları kullanacaklardı ve onlarla iletişim kurmaya başlamışlardı bile.

Nur yaralandığı zaman, yara izleri hemen iyileşiyor, hiç iz kalmıyor, hiç de hastalanmıyordu. Aile bireyleri de az hastalanıyor, hastalanınca çabuk iyileşiyorlar, yaralanınca, yaraları çabuk kapanıyordu. Nur’ un dokunuşları, delikanlıdan daha etkiliydi artık. O dokununca iyileştiriyor, delikanlıysa acılarını gideriyor, iyileşmelerini çabuklaştırıyordu.

İkisi de aileyi dokunuşlarıyla ağır hastalıklardan koruyorlardı.

Nur’ un aile dışında şifacılık yapmasına, izin verilmiyordu henüz. Dünyalılar buna alışık değildi. Onu incelemeye almaya kalkabilir, zarar verebilirlerdi. Şimdilik onun bu özelliğinin gizli tutulması gerekiyordu ve bu konuda aileye büyük iş düşüyordu. Çünkü çocuğun merhamet duygusu aşırı gelişmişti ve insanların başına bir şey geldiği zaman hemen tedavi etmek istiyordu. Ne de olsa çocuktu, söz dinlemiyordu. Onu insanlardan ve olaylardan uzak tutmaya çalışıyorlardı. On iki yaşına gelince ona gerçek anlatılacak, görevi bildirilecekti. Önlerinde zor bir altı yıl vardı. Sır saklamak çok zordu.

Alev on yaşına gelmişti.
Aklı başında bir çocuktu.
Ona her şeyi anlattılar.
Çok hoşuna gitti bu.
Kardeşiyle gurur duyuyordu.
Onu, onlara hediye ettikleri için çok mutluydu.
Sırrı saklayacağına söz verdi.

Onun yaşındaki bir çocuk için sır saklamak oldukça zordu. Bu yük ona ağır geldi. Yabancıların yanında konuşmaktan korkuyor, ağzından bir şey kaçırmamak için suskun duruyordu. Vaktini ders çalışmak ve müzik dinlemekle geçiriyor, kendi, kendine dans ediyordu. Onu bale okuluna verdiler. Orada da hiç konuşmuyor, dans çalışmalarını yapıp, eve dönüyordu. Çok yetenekliydi, öğretmenleri onun iyi bir balerin olacağına inanıyorlardı. Sesi de çok güzeldi, kulağı da çok iyiydi. Çok yönlü bir sanatçı olabilirdi. Dans etmeği, şarkı söylemeyi çok seviyordu ama iyi bir yer bilimci olmayı daha çok istiyordu. Ağabeyi gökyüzünü inceliyordu, o da yerin altını incelemek, öğrenmek istiyordu. On yaşında hayat yolunu çizmişti. Jeoloji Fakültesine gidecek, bu dalda kariyer yapacaktı. Sosyal olaylara katılmıyor, büyük bir hırsla ders çalışıyor, şarkı söylüyor, dans ediyordu. Tek amacı, her işte doruğa ulaşmaktı.

Aradan dokuz yıl geçti. Alev on dokuz yaşına gelmiş, Jeoloji Fakültesinde okuyor, deli gibi ders çalışıyordu. Ağabeyi kadar zeki değildi ama açığını çok çalışmakla kapatıyordu. Bu arada iyi bir şarkıcı ve dansçı da olmuştu.

Çok zengindiler. Alevin paraya ihtiyacı yoktu. Dansı ve şarkıcılığı amatör olarak yapıyor, hayır dernekleri yararına şarkı söylüyor, dans ediyordu. Çok ünlü olmuştu. Alkışlandıkça, hakkında yazılar yazıldıkça daha çok hırslanıyor, daha iyiyi yapmak için daha çok çalışıyordu. Fakültedeki başarısını devam ettirmek için de çok çalışıyordu. Hiç erkek arkadaşı yoktu. Bu hırsı ailesini endişelendirmeğe başladı. “Genç bedeni bu yükü nasıl kaldırabiliyordu?” Kaldıramıyordu da. Kendini yorgun hissetmeye başladı. Bazı şeyleri de unutuyordu.

Bir gün bir arkadaşı, ona bir ilaç verdi. İlacı hemen içti. Çok iyi gelmişti. Gücünü yerine getirmiş, okuduklarını daha iyi anlamasını sağlamıştı. O ilaca devam etti. Bir süre sonra artık onsuz yaşayamaz oldu. İçmediği zaman kendinde kolunu kıpırdatacak güç, bulamıyordu, kafası da çalışmıyordu. Her geçen gün dozu daha fazla arttırdı. Dış görünüşünde de değişmeler başlamıştı. Avurtları çökmüş, göz kenarlarında çizgiler oluşmuştu.

Alevin başına bunlar gelirken, Nur on beş yaşını doldurmuş, kendisiyle ilgili gerçekleri öğrenmişti. Yakınlarını ve ona inanan insanları tedavi ediyor, şifa dağıtıyordu ama ablasını için, hiç bir şey yapamıyordu. Ellerini başının üzerine koyduğu zaman çekmesini istiyor, çekmezse sinirleniyor, kırıcı oluyordu. Artık sinirleri de çok bozuktu. Şifayı istememesinin nedeni, Nur’ un ellerinin dokunuşuyla kullandığı ilacın etkisinin azalmasıydı. Nur bunu nereden bilebilirdi?

Ama bir gün tesadüfen kullandığı ilacı buldu ve ne olduğunu öğrendi. Ona şifayı uzaktan yollamaya başladı. O uzaktan şifa yollayıp, ilacın etkisini azalttıkça, Alev daha fazla ilaç kullanmaya başladı. Nur ablasına faydalı olamadığı için çok üzülüyordu.

İlaç bağımlılığının sonu, eroine kadar uzandı.
Mantığını kullanamıyordu.
Hala uçurumun kenarına gediğinin farkında değildi.
Kendisi gibi eroinman arkadaşlar bulmuş, onlara takılıyordu.
Artık dans da edemiyordu, şarkı da söyleyemiyordu.
Okul durumu da kötüydü.
Hırsı ve omuzlarına yüklenen sır ona ağır gelmişti.
Yaşamaya devam edemiyordu.
Hayatı yaşanmaya değer bulmuyordu artık.
Kendini çok kötü hissettiği bir gün, daha fazla eroin enjekte etti kendine. Bir kaç saat sonra artık yaşamıyordu. O güzel kız, o üstün yetenek yok olup gitmişti.

Aile perişan oldu.

“Kızlarına taht kurmuşlar ama baht kuramamışlardı.”


Bu haber 1552 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar