Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

ÖÇ 7. Bölüm

7. Bölüm

Caninin evimin bahçe kapısından içeri girmesinden tam on iki gün sonra yüzüm iyileşti ve sokağa çıktım.

İlk işim bir marangoz bulmak oldu.
Ona bir kameriye ısmarladım; kameriyenin tik ağacından yapılmasını istedim, ömrü benden uzun olsun diye.
Ertesi gün gelip, çalışmak üzere de iki işçi buldum ve eve döndüm.

İşçiler ertesi sabah sekizde geldiler. Onlara getirttiğim bir kamyon taşla kör kuyuyu ağzına kadar doldurttum, üzerine kameriyenin alt tabanı olacak bir beton platform döktürdüm ve döşeme yaptırdım.

Hala bu işe yetecek kadar kum ve çimento vardı depoda.

Marangoz monte etmek üzere kameriyeyi getirdiğinde alt yapı tamamdı.
Planını kendim çizmiştim dinlendiğim beş gün boyunca, büyük olacaktı kameriye.
Kış, yaz oturulacak gibi yapmıştım planı.
Yazın etrafını çeviren camekanlar çıkarılabiliyordu.
Hemen çevresine kışın yapraklarını döken sarmaşıklardan diktirdim.
Böylece kışın güneş alacak, sıcak olacak, yazın da yeşillik güneşi kesecek serin olacaktı.
Bu arada bahçeyi de temizlettim, ağaçlarımın bakımını yaptırdım, çiçekler ektirdim her tarafa ve yaza hazırladım bahçeyi.

Ağaçlarımın bakımını öne almıştım, geç kaldığım için onlardan özür dileyerek. Uzun filizler çıkarmışlardı, mutlu oldukları belliydi benim gibi.

En güzel davetlerimi o kameriyede verdim, en güzel günlerimi o kameriyede yaşadım, orada okudum en sevdiğim kitapları, kış ve yaz.

Kameriye bittiği zaman ikinci kişiliğimden kurtuldum.
Öcümü almıştım ve kötü hayaller, düşünceler beni terk etmişti ama kinimi hiç bir zaman unutmadım ve hep endişeler içinde yaşadım, sevdiğim için, ömrüm boyunca.

Bu yaptığımdan bu güne kadar kimsenin haberi olmadı.
Kameriyede ağırladığım kişiler içinde o günlerde genç olanların bir kısmı şu anda hayatta ve beni arada, sırada ziyaret ediyorlar. Kameriyenin hikayesini öğrendikleri zaman bir mezarın üzerinde eğlendikleri için rahatsız olabilirler, tüyleri diken, diken olabilir, bana lanetler okuyabilirler ve ben onları haklı bulurum, kızmam, beni bir daha görmek istemezlerse de anlayış gösteririm çünkü: Onlar benim çektiğim azabı çekmediler, korkuyu yaşamadılar, beni anlamayabilirler. Kendilerinden özür diliyorum ve beni anlamalarını istiyorum, ne kadar acı çektiğimi düşünmelerini istiyorum.

Ben bu güne kadar her an o korkunç anı yaşadım, o kırmızı ışığın sevdiğimin yüzünde dolaştığı anı, o silahın sesini, ölünceye kadar da yaşayacağım, cani ise sadece üç gün.
Sadece üç gün maddi işkence çekti, maddi acı çekti.
Ben o korkunç anı yaşamamak için o üç günlük maddi acıyı çekmeye razıydım. Ben bu güne kadar o caniden çok daha fazla acı çektim ve de hayatım alt, üst oldu.
Ben güzel hislerle yaşamak yerine kinle yaşadım.
Ben ona o kadar işkence yaptığım ve öldürdüğüm halde onu affetmeyeceğim ve öbür dünyada yine de ondan razı değilim.

Kameriyenin sırrı ortaya çıkınca bana ne yapacaklarını merak ediyorum, doksan sekiz yaşındaki bir kadına. “Acaba beni başkalarını yargıladıkları gibi mi yargılayacaklar, yoksa özel muamele yapıp bana iyi mi davranacaklar?”

Ömrümün sonuna yaklaştığımı hissediyorum, belki de hakimin karşısında ifade verirken bu dünyaya veda ederim.
O sesi duyuyorum yine, beni çağıran.
O ışığı.
O ışıklı beyaz bulutu görüyorum salınan.
Ses, ışık, beyaz bulut.
Sevdiğim içinde bulutun beni götürmeye gelmiş.
Uçuyorum beyaz bulutun içinde.
Sevdiğim yanımda.
Kin yok, nefret yok artık.
Aşk var, sevgi var, kötü hislere yer yok kalbimde, sevgiyle o kadar dolu ki içim.

Ayla Aytuna Congar 2001


Bu haber 1614 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar