Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

VAR 3. Bölüm

Üçüncü Bölüm

Bir gün hiç rüzgar yoktu, hırçın deniz uyukluyordu sanki. Bir ses duydu Fadi. Bir erkek sesi bağırıyordu.
-“Çimse var midur orada?”

Dışarı fırladı hemen. Bir tekne yanaşmıştı kıyıya. Eşek’leri görmüş, merak etmişti kaptan. “Buraya bu eşekler nasıl gelmişti.”

Fadi onunla konuştu ve köyünü bilip bilmediğini sordu ona. Kim olduğunu söylemeden kendisi hakkında bilgi aldı ondan. Adam dedikodu yapmaktan çok hoşlanıyordu.

Kocasının o kaybolduktan 2 yıl sonra gıyabında boşandığını ve yeniden evlendiğini öğrendi, bir de çocuğu olmuştu. Annesiyle babası da kayboluşunun ardından kahırlarından ölmüşlerdi. Pek fazla etkilenmedi Fadi öğrendiklerinden, ağlamadı da, sanki biliyordu böyle olduğunu.

Kaptana kocasının balıkta olduğunu, neredeyse döneceğini, eşekleri sütü için beslediklerini söyledi. İnandı kaptan ve gitti.

Zaten kocası ile hayatları yalan olabilecek kadar güzeldi. Bu güzelliğin bozulacağını hep beklemişti Fadi nazar değeceğine inanıyordu ve beklediği de olmuştu.

Denize bakmıyordu artık. Yeryüzünde beklediği bir şey kalmamıştı ya da kavuşmak istediği. Nerede kalmıştı büyük aşkları? Hepsi yalanmış demek. En iyisi yaşanmamış saymaktı o günleri, çocuğuyla beraber yeni bir hayata başlamaktı. Önceleri tereddütleri vardı çocuğuyla ilgili. Ona babasını tanıtmamakla yanlış mı yapıyordu acaba? Hayır, yanlış değildi. Babasının artık yeni bir hayatı vardı, yeni bir karısı, yeni bir çocuğu, daha başka çocukları da olurdu herhalde. Belki de soğuk davranırdı eski karısından olan çocuğuna. Erkeklerin pek çoğu eski eşlerinden olan çocuklarını yok sayıyor, aramıyorlardı. Bunun örneklerini görmüştü, Televizyon programlarında. Öyle olacağına baba kavramını hiç bilmese daha iyi olacağını düşündü Fadi. Pek haksız da sayılmazdı. Kadınlar da yapıyordu ama erkekler daha fazla. Çocuklarını terk edip yok sayan kadınlar yıllar sonra pişman olup ağlıyorlar ama erkekler oralı olmuyorlardı.

Hiç boş durmuyordu Fadi. Çocuğu uyuduğu zaman deliler gibi çalışıyordu.

Korsanlardan kalan eski eşyaları temizledi ve bir köşeye yerleştirdi. Belki içlerinden bazıları lazım olabilirdi, silahlar mesela. Kılıçlar vardı. Bıçaklar, topuzlar; dikenli çıkıntıları olan. Herhalde gemileri batmış, burayı bilen kimse kurtulamamıştı ki: Bir daha kimse buraya gelmemiş ve bu eşyalar burada kalmıştı.

Yapacak iş kalmayınca yine mağaranın duvarlarını kafasına taktı. Çok acayipti duvarın yapısı. Yapıldığı malzemeyi hiçbir şeye benzetemiyordu.

Oğlu artık çok güzel yürüyor, koşuyor, her yeri karıştırıyor, hiç susmada konuşuyordu. Bir isim takmamıştı, “Çocuk” diye sesleniyordu ona Fadi. Kendi ismini de söylememişti oğluna. Adını unutmak istiyordu eski hayatındaki her şey gibi.

Yosunlar azalmaya başlamıştı. Eşekler fazla hareket edemedikleri için çok yemek yemiyordu ama yine de 5 boğaz yosunları tüketmeye yetmişti. Üst kattaki deniz gören mağara da su vardı ama yosun yetişmiyordu. Belki başka mağaralara geçerek ilerleyebilir, yeni bir su kaynağı ve yosun bulabilirdi. Dehlizi geçip eski mağaralarına gidiyor, yosun ve balık getiriyordu ama bunu yaparken içi rahat değildi. Gölet’e Çocuk uyuyunca gidiyordu ve giderken ellerini, ayaklarını bağlıyordu onun. Uyanınca, deniz kıyısına gidip; yardan aşağı düşmesinden korkuyordu. Bu da hiç hoşuna gitmiyordu. Şimdiye kadar o dönmeden hiç uyanmamıştı ama eğer uyanırsa, bağlı olduğu için kendini çok kötü hissedebilirdi. Bu nedenle yeni yollar araması gerekiyordu.

Mağaranın duvarlarını yeniden yoklamaya başladı, o ses kulaklarında çınlıyor onu çağırıyordu. Yabancı birisiydi, ses garipti, elektronik gibiydi.

Çocuk da annesini taklit ederek yokluyordu duvarları. Birden düştü ve aynı zamanda bir kapı açıldı duvarda. Ayağı bir yere değmiş ve bir mekanizmayı harekete geçirmişti. Çok büyük bir sürprizdi bu Fadi’ye. Oğlu artık gelecekleri için çalışmaya başlamıştı bilmeden de olsa.

Bu defa çocuğunu da yanına alarak kapının gerisinde ne olduğunu keşfetmek için öteki tarafa geçti. Geçti ama aynı zamanda aklına bir şey geldi. “Ya kapı kendi kendine kapanırsa?” Hemen geriye döndü ve ağır bir şeyler getirerek kapının önüne yığdı. Şimdi gönül rahatlığıyla keşfe çıkabilirdi.


Bu haber 1592 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar