Anasayfa
     Biyografi
     Paylaşmak İstediklerim
     Büyüklere Hikayeler
     Çocuk Hikayeleri
     UZUN HİKAYELER
     Var
     Öç
     Altıngöl
     Oyuncakçı
     Kartopu
     Futbol Fanatiği
     Diyet Yemekler
     Barış Akarsu
     Congar Metal
     Elişi Çalışmaları
     Şiirsel Egzersizler
     Politika
     Ekonomi
     Çevre
     Hayvanlar
     Uzay
     Turizm
     Demeler
     Karışık
     Fıkralar
     Coğrafya
     Tarih
     Sağlık
     Şifalı Bitkiler
     Felsefe
     Konuk Yazarlar
     Foto Galeri
     Kapari Yetiştiriciliği
     Slayt / Sunum
     LİNKLER
     Kapari
     Reiki
     İletişim



En Çok Aranan Kelimeler

Ayla Congar | Kadın | Müzik | Doğa | Sanat | Fıkra | Kapari | Sanayi | Çanta | El işleri | Bilim | Dünya | İzmir | Çeşme | Ayla | Congar |

 
Paylaş

YARAMAZ ÇOCUKLAR

Öykümüz bir sahil kasabasında geçer. Mevsim yaz, kahramanlarımız yerinde duramayan, cıva gibi beş oğlan. Beş arkadaş, hepsi de aynı okulda öğrenci. Birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Birlikte basketbol kursuna gidiyor, tenis oynuyorlar, denize gidiyorlar, havuza giriyorlar, bilgisayar oyunları oynuyorlar. Yaz aylarında da bu sahil kasabasında yine buluşuyorlar.
--"Öf artık sıkılmaya başladım"dedi oğlanlardan bir tanesi, Değişik bir şeyler yapalım.Diğerleri de katıldılar onun bu düşüncesine.
--"Ne yapabiliriz" dedi oğlanlardan bir diğeri. Bir başka oğlan koşu yarışı yapalım dedi. Bu öneri hiç birisine cazip gelmedi. Hava çok sıcaktı, güneş de çok kızgın. Arkadaşların içinde en az konuşanı yeni bir öneri getirdi.
Öneri Kızıl Kara Dağdaki mağaraya girmekti, büyükler konuşurken duymuşlardı; kuş doluymuş içerisi. Öneri oy birliğiyle kabul edildi. Ailelerinin izin vereceğini ümit etmiyorlardı. Gizlice gitmeye karar verdiler. Ailelerine yalan söylemek bazılarını rahatsız etti ama içlerinden birisi hiç söylememenin yalancılık olmadığına inandırdı onları. İçleri rahatsız bir şekilde sessiz kalmaya karar verdiler. Gece, herkes uyuduktan sonra gideceklerdi Kızıl Kara Dağa; kimse kendilerini görmesin istiyorlardı. Gizlice araç gereçlerini hazırladılar ve evlerinin dışında bir yerlere sakladılar. Gündüz uyumaları gerekiyordu ki: Gece uykuları gelmesin. Hepsi kendi evlerinde öğlen uykusuna yattılar. Aileleri buna çok şaştı; hiç biri öğlen uykusu uyumazdı.

Güneş battı, yemek yediler; arılar rahatsız etmesin diye güneş batmadan yemek yenmezdi; kasabada çok arı kovanı vardı. Yatma zamanının gelip, evdeki herkesin uyumasını beklediler. Evlerde ses seda kesilince yavaşça giyinip, evden çıkarak buluşma yerinde toplandılar. Çok heyecanlıydılar, kalpleri güm, güm atıyordu. Korkmaya başlamışlardı ama kararlarından dönemezlerdi.

Başladılar dağa tırmanmaya; dağ fazla yüksek değildi. Mağaranın ağzına ulaştıklarında araç, gereçlerini yeniden kontrol edip; fenerlerine yedek pil bile getirmişlerdi; korkularını ve heyecanlarını yenmek için; orada oturup, biraz sohbet ettiler:
--"Serüven başlıyor" dedi bir tanesi, "hazır mısınız?" Diğerleri hep birlikte cevap verdiler.
--"Eveet!" Artık hazırdılar, mağaraya inebilirlerdi.

Birer, birer iple aşağı sarktılar. Mağaranın içi çok karanlıktı; mehtap vardı ama ayın ışığı mağaranın içine ulaşamıyordu. Yine biraz oturdular, serüven daha yeni başlıyordu. Buraya kadar gelmişken geri dönemezlerdi; korkularını yatıştırmak için kendi, kendilerine telkin yapıyorlardı.

Mağaranın içinde ilerlemeye başladılar. Tünel gibi bir yerdeydiler ve bu tünelin öbür ucu fenerlerin ışığıyla görünmüyordu. Yerler ıslaktı, tuhaf bir koku vardı içeride ve çok sıcaktı. İlerlemeye devam ettiler ve sonunda ortasında bir delik olan geniş bir mağaraya ulaştılar.

Çok yorulmuşlardı, dinlenmek ve mağaranın ortasındaki delikten aşağıya inip, inmeyeceklerine karar vermek için konuşmak üzere yere uzandılar. Karınlarının acıktığını fark ettiler. Kısa sürede döneceklerini düşündükleri için yanlarına yiyecek almamışlardı. Şu anda tek dertleri karınlarının aç olmasıydı.

Birden hepsinin gözleri fal taşı gibi açıldı. Karşılarında ellerinde mızraklar olan beş küçük adam vardı; ellerindeki mızrakları onlara doğru uzatıyorlardı. Önce çok korktular ama küçük adamların ellerindekilerin mızrak olmadığını, et şişi olduğunu ve üzerlerinde köfteler olduğunu görünce: Korkuları geçti ve çok şaşırdılar. Küçük adamlar onlara köfte ikram ediyorlardı; küçük adamlar onların dillerini de konuşuyorlardı. Köfteleri afiyetle yediler ve tam konuşmaya başladılar ki: küçük arkadaşlarının gözlerinin korkuyla açıldığını gördüler. Arkalarını dönüp baktıklarında yine küçük ama kara adamların, ellerinde gerçek mızraklarla, küçük adamların üzerlerine geldiklerini gördüler. Küçük adamlar kaçmaya başladılar. Küçük dostlarına borçları vardı; onlara yemek ikram etmişlerdi; yardım etmeleri gerekliydi. Yerlerinden fırladılar ve kara adamlara doğru koşmaya başladılar ama önlerindeki deliği göremediler ve aşağıya düştüler. Çok korkmuşlar, canları yanmıştı; ağlamaya başladılar.

Keşke ailelerinden habersiz bu serüvene atılmasalardı, keşke onlara bir haber bıraksalardı. Keşke, keşke. Artık yapılabilecek bir şey yoktu, başlarına geleni çekmek zorundaydılar. Buradan kurtulmanın bir yolunu bulmalıydılar, tek düşünceleri bu olmalıydı artık. Bütün araç ve gereçleri yukarda kalmıştı, sadece cep fenerleri yanlarındaydı; bellerinde asılı olduğu için onlarla beraber gelmişti.

İşe çevreyi kontrol etmekle başladılar. Bu mağara yukarıdaki mağaradan daha büyük bir mağaraydı ve duvarlarında başka mağaralara açılan delikler vardı. Tavanı çok yüksekti, birbirlerinin omuzlarına binerek tavandaki deliğe ulaşmaları olasılığı yoktu. Diğer mağaralardan birine geçmeye karar verdiler. Kaybolmamak için işaret bırakmaları gerekiyordu. Yola çıkmadan önce ceplerine doldurdukları kağıt mendilleri ufaladılar ve yürüdükleri yol boyunca onları, geri dönerken yollarını bulabilmeleri için belli aralıklarla yere bıraktılar. Girdikleri bu yeni mağaradan da başka mağaralara geçiliyordu. Ne yapacaklarını şaşırdılar, ellerindeki kağıt mendiller yetmeyecekti.

Oturdular ve ne yapacaklarını düşünmeye başladılar. Birden kendilerini rahat koltuklarda oturuyormuş gibi hissettiler; önlerinde nefis yiyeceklerle donatılmış bir sofra duruyordu ve bir yerlerden güzel bir müzik sesi geliyordu. Korkudan ve endişeden iştahları kaçmıştı ama yine de bir şeyler yediler. Oradan kurtulmak için hiç bir şey düşünemiyorlardı; düşünemediklerinin de farkındaydılar.

Günlerce orada kaldılar. Bir güç sanki ellerini, kollarını bağlıyor, onları düşünmekten alıkoyuyordu. Günlerce yediler, içtiler, müzik dinlediler, konuştular. Bir gün oğlanlardan bir tanesi:
--"Öf bu müzikten bıktım" diyerek kulaklarını kağıt mendille tıkadı; müziği hiç sevmezdi. Birden düşüncelerinin değiştiğini, oradan kurtulma çareleri aradığını fark etti. Onların düşünmelerini engelleyen müzikti. Müzik sihirliydi. Hepsi kulaklarını tıkayıp, düşüncelerini kurtardılar ama o anda odaya küçük kara adamlar doluştu. Ellerindeki mızraklarla üzerlerine geliyorlardı. Onları müzikle uyuşturup, yedirmiş, içirmiş, hareketsiz bırakarak kilo aldırmışlardı ve yine müzikle öldürüp, yiyeceklerdi. Kulağını tıkayıp, düşüncelerini kurtaran çocuk bütün planlarını bozmuştu. Çok öfkeliydiler. Çocuklar onlarla kıyasıya mücadele ettiler, mızraklarını ellerinden alarak, kırdılar. Küçük kara adamlar korkup, kaçtılar. Burası tehlikeli bir mağaraydı, buradan uzaklaşmaları gerekiyordu. Başka bir mağaraya geçtiler ve kendilerini yere atarak, uyudular. Uykularının en tatlı yerinde sarsılmaya başladılar ama nedense bu defa korkmadılar.

Çocuklardan birinin annesi oğlu kahvaltıya inmeyince; merak etti, seslendi. Cevap alamayınca üst kata çıktı, odasına baktı, yatağının bile bozulmamış olduğunu gördü. Ağabeyine kardeşinin nerede olduğunu bilip, bilmediğini sordu, bilmiyordu:
--"Hiç bir fikrim yok" dedi. Arkadaşlarından birinde kalmış olabileceğini düşünerek; öyle bir şey olsaydı haberim olurdu diye düşünüyordu ama yine de merakından evlerine telefon ederek oğullarını istedi. O da evde değildi. Beş oğlan da ortada yoktu. Aileleri çok endişelendiler ve aramaya başladılar. Yer yarılıp, içine girmişlerdi sanki. Çocuklardan birisinin kız kardeşi uykudan geç kalktı ve ağabeyini göremeyince:
--"Anne ağabeyim daha dönmedi mi?" Diye sordu annesine; bir gün önce konuştuklarını dinlemiş, nereye gittiklerini biliyordu. İnsanları gizlice dinlemek kötü bir şeydi ama bu defa işe yaradı. Küçük kıza ağabeylerini gizlice dinlediği için kızamadılar. O kaybolan çocuklar ile aileleri arasına bilmeden bir şans köprüsü kurmuştu. Her zaman umutla beklediğimiz son çare küçük kızla gelmişti.

Aileler yöre halkından mağaraları iyi bilen bir kaç kişiyle birlikte oraya gittiler. Çocukları buldular. İlk indikleri mağaradaki gaz onları uyutmuş, yalan söyledikleri için duydukları vicdan azabı da o kabusları görmelerine neden olmuştu. Duydukları müzik ise mağaranın duvarından akan suyun şırıltısıydı; onlara ninni gibi gelmişti. Vücutlarını sarsansa babalarıydı; onları uyandırmaya çalışıyordu.


Bu haber 2241 defa okunmuştur

           
öyküler, barış akarsu, congar, izmir, ayla congar, congar sanayi, metal, küçük kız, zeytinyağı, börülce, çocuk, makarna, vücut, peynir, elişi çalışmaları, arkadaş, kadın, yemek, diyet, fıkralar, hikayeler, kapari, kuş gribi, temel, çantalar